Connect with us

KÜLTÜR

TRT Geleceğin İletişimcileri Yarışması’nda Ömer Güler ‘Arayış’ ile finalde

TRT Geleceğin İletişimcileri Yarışması’nda finale kalan isimler belli oldu. Yarışmada belgesel film dalında “Arayış” isimli eseri ile finale kalan Necmettin Erbakan Üniversitesi Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü öğrencisi Ömer Güler çekim sürecinden ve geleceğe yönelik planlarından bahsetti.

Cihan KAYALI

Türk sinemasının son yıllardaki yükselişi ve birçok uluslararası film yarışmasından ödüllerle dönülmesi hepimizi fazlasıyla gururlandırıyor. Ayrıca üniversitelerde yetişen oyuncu ve kamera arkası ekibin sinema filmlerinde daha fazla yer alması Türk sinemasına güç katıyor. Bu kişilerin sinemaya olan merakını daha da arttırmak ve geleceğin sinemacılarını keşfetmek için TRT, Geleceğin İletişimcileri Yarışması’nı başlattı. Bu yarışmada dereceye giren yapımlar ve ekipler yakın zamanda kendisinden sıkça söz ettireceğe benziyor.

EŞYALAR ÜZERİNDEN MANEVİ BİR YOLCULUK

Bu kişilerden birisi olan ve ‘Arayış’ isimli eseri ile finale kalmayı başaran Konya Necmettin Erbakan Üniversitesi Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü 3’ncü sınıf öğrencisi Ömer Güler, eserinden ve gelecek planlarından bahsetti.

Belgesel film dalında “Arayış” isimli eseri ile finale kalan Ömer Güler’in filminde, arka plana atılan ve önemsenmeyen eşyalara el verip onları yeniden var etmesi ile kendisinin varoluşunu inşa eden Hüseyin Taşpınar’ın eşyalar üzerinde manevi bir yolculuğa çıkarak hakikat arayışını konu alıyor.

1-) Ömer Bey Merhaba, bize kendinizi tanıtır mısınız?

Elbette, İsmim Ömer Güler 1998 Bursa doğumluyum, ilkokul ortaokul ve liseyi Bursa’da tamamladım. Çocukluk yaşlarımdan itibaren el zanaatları ile ilgilendim bunun yanında yazılar yazıp fotoğraflar çektim. Lise yıllarımdan itibaren çeşitli sivil toplum kuruluşlarında gönüllü görev aldım, hâlâ almaya devam etmekteyim.2019 yılında üniversite eğitimim için Sinema okumaya karar vererek Konya’da yaşamaya başladım, kısaca bu şekilde… 🙂

2-) Henüz yolun başında olan bir yönetmen adayı olarak, sinema ve belgesel yapma düşüncesi nasıl oluştu? Bundan önce ki hayatınızda neler yapıyordunuz? Nasıl başladınız?

Geçmişime şöyle bir dönüp baktığım zaman, aslında bütün o arayışlarımın, yaşadığım her şeyin, sinema ile tanışmak için yaşanmış, yaşanılması gereken tecrübeler olduğunu görüyorum ve buna inanıyorum.

Sinema ve belgesel yapma düşüncesi 3 yıl öncesine kadar beni böylesine egemenliği altına alan bir düşünce değildi, söyledim gibi çocukluğumdan itibaren yazılar yazıyor ve kendimce anlamlar yüklediğim fotoğraflar çekiyordum, ama yazı yazmak ya da fotoğraf çekmek insanın kendisini ifade etmesi noktasında yeterli olmayabiliyor. Çevrem tarafından anlaşılamadığım hissine kapıldığım andan itibaren bu düşünce yavaş yavaş bütün benliğimi sardı, oysa benim anlatmak istediğim meseleler boğazıma takılıp kalmış bazı cümleler vardı, ve onları ifade edememek ve sıkışıp kaldıkları yerden çıkarmadan yaşamak çok ağır gelmeye başlamıştı. Kendi yuvamı bulmaya bir anlamda kendi varlığımı inşa etmeye çalışıyordum. Hayatı ve insanları anlamanın ve kendimce yorumladığım bu anlamları anlatmanın en güçlü ve güzel yönünün sinema ile olacağını düşündüm, ağır bir karar vererek okuduğum bölümü bıraktım ve sinema okumaya karar verdim bu şekilde başlamış oldum.

3-) Filminizin konusu ne? Nasıl bir üretim aşaması geçirdiniz ve ne gibi zorluklar yaşadınız?

Filmim çok yakın bir dostumun babası ve onun hayata ve dünyaya bakışı üzerinden bir hakikat arayışını konu alıyor, kısaca şöyle söyleyebilirim. Anadolu coğrafyasında doğup büyümüş ve bu toprakların kadim kültürü ile yetişmiş olan Hüseyin Taşpınar’ın ilerleyen zaman ve değişen toplum yapısına karşı direnip atalarından aldığı değerlere göre yaşantısını devam ettirmesi ve eşyalarla olan ilişkisine dayanıyor. Hikâye bakımından bakacak olursak kendisi arka plana atılan ve önemsenmeyen eşyalara el verip onları yeniden var etmesi ile kendisinin varoluşunu inşa ediyor ve eşyalar üzerinde manevi bir yolculuğa çıkarak hakikat arayışını konu alıyor diyebiliriz. Filmin üretim aşaması yaklaşık 6 ay sürdü, malûm pandemi koşulları, bazı hususlarda çok zorlandık bu zorluklar sebebiyle filmin ortaya çıkması biraz zaman aldı, yaklaşık 2 ay boyunca işleyeceğim konu için hocalarımın yönlendirmeleri ile araştırmalar ve okumalar yaptım, konunun içine dahil oldukça senaryo sizi içine çekmeye başlıyor ve gece gündüz başka bir şey düşünmüyorsunuz bu sayede filmin çatısı ortaya çıkmaya başlıyor zaten, filmin senaryosunu ve işleyeceği ana konuyu yazmaya başlarken TESAM ve TESİAD kurucu genel başkanı kıymetli büyüğüm Sayın Muhammed İlyas Bozkurt Beyefendi’nin eserlerinden yararlandım, yararlandığım eserlerin bana ve filmime çok faydasının olduğunu söylemeliyim, kendisine buradan bir kez daha teşekkür ediyorum. 2 aylık çalışma sonucunda özellikle Üniversiteden kıymetli hocam Mehmet Ali Sevimlinin destekleri ile filmin çatısı ve akışı ortaya çıkmış oldu, filmimin Görüntü yönetmenliğini üstlenen değerli dostum Abdulkadir Kalay ile beraber filmde görev alacak ekibi ve kullanılacak ekipmanları belirledik. Mekânları seçtik ve sete çıktık, çekimlerimizi yaptık ardından uzun bir süre kurgu ve montaj aşaması ile ilgilendik bütün bu aşamaların ardından film ortaya çıkmış oldu, süreç bu şekilde ilerledi diyebilirim.

4-) İlk Filminiz ile ilk festivalinizde finalist olmayı başardınız ne düşünüyorsunuz? Ödül ve başarı odaklı bir yönetmen mi olacaksınız?

Estağfurullah, ben yönetmen olduğumu iddia etmiyorum ve etmeyeceğim nacizane ilk filmini çekmiş bir sinema öğrencisiyim. Mutluyum her sanatçı ortaya koyduğu eserin beğenilmesini, ilgi görmesini ve anlaşılmasını ister, bunu dışarı yansıtmıyor olsa da içten içe kalbinde bu arzu yatar. Bende ilk yönetmenlik deneyimim de ortaya koyduğum bu eser ile sancısını çektiğim bir meselenin anlaşılabilmiş olmasından dolayı mutluluk duyuyorum bunu gizlemenin yersiz olduğunu düşünüyorum, kaldı ki ortada bir başarı varsa bu yalnızca şahsımın değil bütün ekip arkadaşlarımın başarısıdır, sinema bütün disiplinleri ile beraber var olan bir sanat 🙂 böyle düşünüyorum.

5-) Geleceğe dair planlarınız neler? Sinemanın hangi alanında ilerlemek istiyorsunuz?

Genelde bir işe odaklandığım zaman ilk önce onu bitirmek ve başka bir şey düşünmek istemiyorum ama gelecek planlarımı ve onlardan aldığım motivasyonu her zaman düşünüyorum. Henüz yaşımın genç olduğunu biliyorum, bunun farkındayım ve bu yaşlarda istek ve arzularımızın değiştiğini düşünüyorum bu yüzden çok kesin konuşmayacağım. Sinemayı seviyorum, benim için nasıl anlattığım kadar ne anlattığım da önemli, Şunu söyleyebilirim ben hep derdi olan bir insan olarak kalacağım, İnancımın, Ülkemin, halkımın ve milletimin sorunlarına odaklanıp sanatımı icra ederken diğer yandan hep bu sorunları ve problemleri anlatmak, izleyiciyi kaçtığı ve üzerini kapattığı gerçeklerle yüzleştirmeyi istiyorum.

6-Sinema sizin için ne anlam ifade ediyor?

Sinema en sade açılımı ile anlama ve anlaşılma aracı, ancak benim için çok farklı ve derin anlamlar barındırdığını söylemeliyim. Her ne kadar günümüzde sinema insanlar açısından çok derin anlamlar taşımıyor olsa da, anlaşıldığının aksine daha önemli bir amacı olduğuna inanıyorum. Popüler kültürün bize dayattığı aldanılmış ve alışılmış basit yaşantıların dışında daha büyük ve yüce bir amaç. Günümüzün en güçlü silahını medya ve buna bağlı diğer disiplinler oluşturuyor, artık toplumları değiştirmek ve dönüştürmek çok kolay, ben sinema ve televizyon eliyle bilinçli ve planlı yapılan bu değiştirme ve dönüştürme tekelinin dışında kalan insanların sinemanın temel amacını kullanarak bu çarkı tersine çevirebileceğine inanıyorum, sinema benim için kendimi ifade etmemin, anlamamın ve anlaşılmamın yanında, bir direniş mücadelesinin en önemli silahı diyebilirim.

7-) Teşekkür ederiz, söylemek istediğiniz başka bir şey var mı?

Ben teşekkür ederim, son olarak şunu söylemek istiyorum, Filmler yönetmenlerin yazdıkları mektuplar gibidir, yazıp dünyanın dört bir yanına yolladıkları mektuplar… Bazen bu mektuplar yerlerine ulaşır, bazense ulaşmaz… Ben gönderdiğim mektuplar içerisinden bir tanesine bile cevap alabilirsem kendimi mutlu ve amacıma ulaşmış hissederim, bir mektup demek, belki de hiç tanımadığın bir insan tarafından anlaşılmış olmak demektir…

Ömer Güler (Yönetmen)

Continue Reading
Advertisement
Click to comment

You must be logged in to post a comment Login

Leave a Reply