Sosyal medyada bizi takip edin

TEKNOLOJİ

“Türkiye SMR teknolojilerini yakından takip ediyor”

Yayınlanma tarihi:

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının 2050 yılına kadar Türkiyenin nükleer kapasitesini 20 gigavatın üzerine çıkarma hedefi, Rusya Devlet Nükleer Enerji Kuruluşu Rosatom tarafından Mersinde inşası devam eden Akkuyu NGSye ek olarak yeni nükleer santrallerin inşasını içeriyor. Bu kapsamda Sinop ve Trakyada kurulması planlanan nükleer santrallerin yanında SMR olarak adlandırılan küçük modüler reaktörlerin kurulumu için de harekete geçildi. Prof. Dr. Ergün elektrik ihtiyacının önemli bölümünün büyük nükleer santrallerden karşılanmasına ek olarak SMRlere de yönelmenin makul bir seçenek olduğunu belirterek şunları söyledi:

“Küçük modüler reaktörler dediğimiz zaman aslında güçleri şu anda ticari olarak işletilmekte olan birçok nükleer santrale göre küçük güce sahip olanları kastediyoruz. SMR olarak adlandırdığımız bu küçük nükleer reaktörler 300 megawatt civarında elektrik üretebiliyor. Modüler olmaları ise iki ayrı özelliklerine dayanıyor. Bu özelliklerden biri modüller olarak bir sahaya kolayca kurulabilmeleri, bir diğeri de ihtiyaç oldukça yine reaktör modülü eklenmesine olanak tanımaları. Dolayısıyla bu reaktörlerin kurulumları kolay ve elektrik ihtiyacı arttıkça kapasiteleri kolaylıkla artırılabiliyor. Eklenecek kısım tamamen fabrikada üretilip, montajlanıp sahaya getirilebiliyor ve aynı bir lego gibi birleştirilerek inşa edilebiliyor. Bu da inşaat süresini kısalttığından SMRları cazip kılıyor.”

“RUSYADA HEYECAN VERİCİ ÇALIŞMALAR YAPILIYOR”

SMR inşasında yer seçiminden ekonomik analize ve güvenliğe kadar dikkate alınması gereken pek çok husus olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ergün, bu konuda dünyada büyük bir deneyim kazanıldığını söyledi. Prof. Dr. Ergün, “SMR konusunda örneğin Rusya Federasyonunda çok heyecan verici çalışmalar yapılıyor. Rusya Devlet Nükleer Enerji Kuruluşu Rosatom tarafından geliştirilen ve dünyanın en zor coğrafyalarından biri olan Yakutistanda inşa edilen kara tabanlı SMR bunlardan biri. Gemi tasarımında kullanılan su soğutmalı nükleer bir reaktör olan RITM-200N kullanılarak inşa edilen bu SMR, Sibiryanın uzak bölgesindeki madenlere elektrik verilmesini sağlayacak olması bakımından önem taşıyor. Yine Rosatom tarafından geliştirilen ve dünyanın denizde konuşlandırılabilen tek SMRsi olan Akademik Lomonosov da nükleer enerji teknolojisinin yeni ve esnek uygulama alanlarından birini temsil ediyor. Akademik Lomonosov, Rusyanın kuzey doğudaki uzak bölgelerine enerji sağlıyor. Özellikle de kurşun soğutmalı reaktörler en dikkat çeken SMRler arasında bulunuyor. Türkiyenin de bunu yakından takip edebilecek kapasitesi var. Bir akademisyen olarak benim görüşüm, yeni nesil sınanmamış teknolojiler yerine küçük modüler reaktörlerin teknolojilerinin de bilinen sınanmış hafif sulu reaktörlere dayandırılması gerektiği yönündedir. Elbette bunu kısa vade için söylüyorum. Uzun vadede Türkiyenin de bununla ilgili araştırılmalara ortak olması ya da araştırma projelerini desteklemesi ve ülkemize özgü yeni nesil, yeni teknoloji küçük modüler reaktörlerin tasarımlarının desteklenmesi gerektiği görüşündeyim” ifadelerini kullandı.

SMR KANUNU GELİYOR

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Türkiyede SMR teknolojisini kullanmak ve uygulamak için mevzuatın gereklerini de yerine getirme konusunda da çalışmalara başlayacak. Bakan Alparslan Bayraktar, SMR Kanunu olarak adlandırılacak yeni bir kanun için hazırlıkların yapılacağını duyurmuştu. Türkiye Enerji Stratejileri ve Politikaları Araştırma Merkezi (TESPAM) Başkanı Oğuzhan Akyener bu konuda, “Türkiye bu bağlamdaki uluslararası trendleri çok iyi takip ettiği için şimdiden işin mevzuatları hukuki boyutu, kanun teklifi bu bağlamdaki çalışmaları hızlandırmaya başlamış durumda. Buradan şunu anlayabiliriz ki Türkiye geleceği iyi okuyor. Bu bağlamda oluşturulacak mevzuat sistemi, Türkiyenin mikro reaktörler noktasında da daha rahat adımlar atmasını sağlayacaktır” değerlendirmesini yaptı.

Akyener, SMR teknolojisi ve Türkiyenin bu konudaki hamleleri konusunda, “Dünyada Rusya, ABD ve Çin gibi ülkelerde SMR teknolojisiyle ilgili pek çok yeni çalışma bulunuyor. Türkiye bu teknolojiklerin hepsini yakından takip ediyor en uygun SMR teknolojisine sahip ülke ile bu iş birliğini kısa sürede hayata geçirmeyi hedefliyor. İlerleyen zamanlarda Türkiyenin bu bağlamda önemli bir pazar olacağını ve şimdi atılacak adımların ileride bu teknolojilerin Türkiyede üretilebilmesi için önemli adımlar olacağını düşünüyorum” diye konuştu.

“NÜKLEERSİZ YEŞİL DÖNÜŞÜM HAYALDİR”

Akyener, Türkiyenin nükleere olan ihtiyacı konusunda ise şunları söyledi:

“Türkiye, dünyada nükleer reaktörlerin inşasının başladığı yıllardan bu yana nükleer enerji konusunu en yakından takip eden ülkelerden bir tanesidir. Fakat başta bu teknolojiye sahip olan ülkelerin Türkiye ile bu teknolojiyi paylaşmak istememelerinden, sonrasında da farklı politik engellemelerden dolayı Türkiye nükleer enerji kullanan ülkeler arasına girmeyi başaramamıştı. Nükleer enerji artık Akkuyu NGSde de kullanılan ve 3+ nesil denilen yeni teknolojilerin de devreye girmesiyle son derece güvenli bir enerji kaynağı haline gelmiştir. Dünya için nükleerin olmadığı bir yeşil dönüşüm, karbon emisyonlarını azaltma kesinlikle bir hayaldir. Elbette aynı şey Türkiye için de geçerlidir. Türkiyenin net sıfır emisyonu içeren 2053 hedeflerine de nükleersiz ulaşmak mümkün görünmemektedir. Türkiyenin büyümesi ve güçlenmesi ile alakalı beklentilere Türkiyenin karbon emisyonlarını azaltma hedeflerini eklediğimizde Türkiye için nükleer vazgeçilmez bir enerji kaynağıdır. Bizim TESPAM olarak 2123 yılına dair yani Cumhuriyetin önümüzdeki yüz yılında bu bağlamda yaptığımız bazı çalışmalar ve projeksiyonlar bulunuyor. Bu bağlamda bizim öngördüğümüz kadarıyla elektrikte nükleer Türkiyenin en önemli enerji kaynağı haline gelecektir. Elektrik üretimi noktasında nükleer birinci sırayı alacak, ikinci sırayı bizim gördüğümüz kadarıyla rüzgâr izleyecektir. Böyle bir denklemde Türkiyenin önümüzdeki 100 yıl içerisinde Akkuyu NGS gibi 9 tane daha nükleer santrali devreye alması gerekmektedir. Toplamda 10 nükleer santralin varlığı ise 100 yıl sonra nükleerlerden elektrik kapasitesinin yaklaşık yüzde 45ini karşılayabilecektir. Kalan yüzde 55lik oranı karşılama konusunda ise öncelikle SMRlere ve mikro ölçekli reaktörlere ihtiyaç vardır. Dolayısıyla bu tabloda bile SMR ve mikro teknolojiler konvasiyonel nükleeri geçebilecektir.”

Son gelişmelerden ilk siz haberdar olmak için bizi takip edin.
Continue Reading
Reklam
Yorum yapmak için tıkla

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir