Politika
İstanbul – TBMM Başkanı Kurtulmuş: Türkiye olarak bu bölgede daha fazla savaş istemiyoruz
Önder İmam Hatipliler Derneği tarafından 68nci Geleneksel İftarı, 28 Şubat’ın yıl dönümünde Bağcılar Kadir Topbaş Halk Sarayı’nda, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş ve Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekinin katılımıyla gerçekleştirildi. Bereket Paylaştıkça Çoğalır sloganıyla düzenlenen iftar programına TBMM Milli Savunma Komisyonu Başkanı Hulusi Akar, İstanbul İl Milli Eğitim Müdürü Murat Mücahit Yentür, Bağcılar Belediye Başkanı Yasin Yıldızın yanı sıra öğrenciler ve davetlilerden oluşan 2 bin 500 kişi katıldı.
28 Şubat’ın yıl dönümü itibarıyla Hatırlıyoruz temasıyla düzenlenen iftar programı kapsamında, 28 Şubat döneminde yaşananların anlatıldığı ve Önder’in o dönemdeki duruşuna atıf yapan bir sergi açıldı. O döneme, yaşananlara ve hatıralara ilişkin önemli vurguların yer aldığı serginin açılışı, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş ve Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin tarafından yapıldı.
BUNDAN SONRA DA TÜRKİYEDE HİÇBİR ŞEKİLDE BİR DAHA VESAYET DÜZENİ, KURULAMAYACAK
TBMM Başkanı Kurtulmuş, “28 Şubattan dersler alındı. Ama herhalde 28 Şubatın en önemli dersi; vesayete Eyvallah edersen, sadece vesayetin karşısında eğilmez, yenilmezsin, aynı zamanda şahsiyetin de kalmaz. Bu millet vesayetçilere Evet demediği için, boyun eğmediği için sivil ve asker bütün vesayetçiler, yerli ve yurt dışı kaynaklı bütün vesayetçiler artık kenara itilmiş oldu. Türkiyede vesayet düzeni sona ermiş oldu ve bundan sonra da Türkiyede hiçbir şekilde bir daha vesayet düzeni, vesayet düzenekleri kurulamayacak, devam ettirilemeyecektir” diye konuştu.
MÜZAKERELERİN DEVAM ETTİĞİ BİR SÜREÇTE SALDIRININ BAŞLATILMASI ASLA DOĞRU DEĞİLDİR
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, “Kural bazlı bir dünya sistemi yerine, orman kanunlarının geçerli olmaya başladığı bir dünya düzeni kurulmaya başlamıştır. Bunu kabul etmek mümkün değildir. Yine bugün İsrail ve Amerika kuvvetlerinin egemen bir devlet olup İrana karşı başlatmış olduğu hava saldırıları aynı şekilde kural bazlı sistemin ortadan kalktığını bir kez daha ilan eden bir yaklaşımdı. Böyle bir şey olamaz. Dünyada en fazla nükleer silaha sahip olanlar, nükleer silah var diye bir ülkeye karşı savaş ilan ediyorlar. Dünyada en fazla insan hakları ihlalleri yapan İsrail, herhangi bir başka ülkeye karşı insan hakları ihlalleri yapıyor diye savaş ilan yapabiliyor. Bu kabul edilemez, bu anlaşılamaz ve asla insanlık vicdanının razı olmayacağı bir durumdur. Kaldı ki zaten bölgemizde yeterince savaşın olduğu bölgemizde yeni bir savaşın çıkması bölge halklarının hiçbirinin lehine ve menfaatine değildir. Bunun için Türkiye olarak başından itibaren, başta Cumhurbaşkanımız olmak üzere her vesileyle İran-Amerika-İsrail arasındaki bu meselenin, özellikle İran-Amerika arasındaki meselenin müzakere yoluyla çözülmesinden başka bir yol olmadığını ifade ettik. Hem de müzakerelerin devam ettiği bir süreçte, müzakerelerin önümüzdeki günlerde de devam edeceğinin ilan edildiği bir süreçte böylesine bir saldırının başlatılması asla doğru değildir, kabul edilemez, dünya barışına asla katkı sunmayacağı gibi dünyada yeni çatışmaların, yeni kırılmaların da kapısını açacak fevkalade önemli bir adımdı” dedi.
TÜRKİYE OLARAK BU BÖLGEDE DAHA FAZLA SAVAŞ İSTEMİYORUZ
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, “Türkiye olarak bu bölgede daha fazla savaş istemiyoruz. Bu savaşın kazananı olmayacaktır. Bu savaş masa üstünde yapıldığı planlarda durduğu gibi durmayacaktır. Onun için bu alınan kararın, bu saldırı kararının mutlaka geri alınmasını ve barış masasına geri dönülmesini ümit ve temenni ediyorum. Biz içeride kaleyi sağlam tuttukça, biz birliğimizi beraberliğimizi tesis ettikçe, kuvvetlendirdikçe, biz saflarımızı sıklaştırdıkça başkalarının ne hesabı olursa olsun asla Türkiyeye zarar veremeyecektir” diye konuştu.
YENİDEN SAHNEYE SÜRÜLEN LAİKLİK BİLDİRİLERİ İŞTE BU HAFIZAYI YOK SAYIYOR
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, “Ramazan etkinlikleri üzerinden sergilenen reflekslerle, 28 Şubat döneminin refleksleri arasındaki sürekliliği, zihniyet düzeyinde niçin bir arınma yaşanmadığını ve laiklik tartışmalarında hangi vesayet dilinin yeniden tedavüle sokulduğunu çok açık ve net bir biçimde görüyoruz. Bugün ramazan etkinlikleri etrafında yükselen tepkilere baktığımızda, aynı kuşatma dilinin güncellenmiş bir sürümü ile karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz. Çocuklarımız ramazanı tanıyınca, orucun edebini öğrenince, namazın manasını merak edince, okul bahçesinde ilahiyle kendi medeniyetinin sesiyle buluşunca, kimler ve neden acaba ideolojik bir alarm sürecine geçiyor? Ramazan etkinliklerimizin Talibanlaştırma diye yaftalayacak kadar ölçüyü nasıl kaybettiniz? Teneffüste dahi ilahi söyleyen çocukların sesinden hangi hukuk düzeninin zarar gördüğünü lütfen bana anlatın. Laikliği savunuyoruz diyerek ortaya çıkanlar, okul bahçesindeki ramazan neşesini gericilik, çocukların değer eğitimi ile temasını ise tehdit, toplumun inançla kurduğu gerçek bağı ise tehlike göstermeye siz nasıl kendinizi haklı görüyorsunuz? Meseleye buradan bakınca laiklik tartışmalarının niçin sürekli aynı mecraya sürekli sürüklendiğini daha iyi anlayabiliyoruz. Bu ülkede laiklik pratikte yıllarca vesayet aklının en keskin sopalarından birisi haline getirildi. Bugün ramazan etkinlikleri vesilesiyle yeniden sahneye sürülen laiklik bildirileri işte bu hafızayı yok sayıyor” dedi.
BİZİM İTİRAZIMIZ LAİKLİK İLKESİNİ MİLLETİN İNANCINA VE DEĞERLERİNE SALDIRI VESİLESİ YAPAN VESAYET DİLİDİR
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, “Laikliği savunmak suç değildir cümlesini tekrar edip duruyorlar. Elbette değildir. Sorun laiklik değil. Sorun, takıntılı, kibirli laikçilik anlayışıdır. Bizde ise tek bir ilahi, tek bir yöresel kıyafet, tek bir ramazan etkinliği üzerinden laik anksiyete yeniden nöbet olarak devreye giriyor. Bu çıplak bir İslam karşıtlığının laiklik ambalajıyla pazarlanmasından başka bir şey değildir. Bu millet, kendi inancını kendi çocuklarının eğitimini savunduğu için, kimsenin karşısında mahcupluk duymak zorunda değildir. Bizim itirazımız, laiklik ilkesini her defasında milletin inancına ve değerlerine saldırı vesilesi yapan vesayet dilinedir. Laiklik bütün inanç gruplarının güvencesi olacaksa eğer anlamlıdır. Bir grubun inancını aşağılayıp diğerinin hayat tarzını dokunulmaz ilan eden çarpık bir ayrıcalık rejiminin adı getirildiği anda bizim açımızdan meşruiyetini kaybeder” ifadelerini kullandı.