Türkiye

İstanbul- Beylikdüzü’nde fazla doz ilaç verildiği öne sürülen epilepsi hastası Uğur’un ölümüne ilişkin davada sanıklar hakim karşısında

Yayınlanma tarihi:

Son gelişmeleri kaçırmamak için Google News sayfamızı takip edin. Butona tıkladıktan sonra açılan sayfanın sağ üst tarafında yer alan yıldızlı "Takip Et" simgesine dokunmanız yeterlidir. Takip Et

Olay, 22 Ekim 2024’de Beylikdüzü’ndeki özel bir bakım merkezinde meydana geldi. Hemşire Sebahat Taşın bakım merkezinde yaşayan hastası Uğur Yıldırıma fazla doz ilaç verdiği öne sürüldü. Rahatsızlanmasının ardından hastaneye kaldırılan Yıldırım yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı. Hastaneye getirilen Yıldırımın bileklerinde morluklar görülmesi üzerine polis ekiplerine haber verildi. Başlatılan soruşturma kapsamında, olay sırasında aynı katta, görevliler Yunus Emre Eşin, Mehmet Özkan Tıraş, Çilem Köçer, Ayfer Güler, Bahar Güzel, Yağmur Erkişi, Türcan Özsoy ve Sabahat Taşın bulunduğu tespit edildi. Kamera kayıtları incelemeye alındı. Kayıtlarda, Yunus Emre Eşinin Uğur Yıldırımı odaya ittiği, Yıldırımın odadan çıkmak istemesine rağmen zorla tutulduğu, bu sırada bakım personeli Bahar Gülerin temizlik yaptığı görüldü. Olaydan kısa süre sonra Yıldırımın elinin kapı dışında yere düşmüş halde görüldüğü, ardından Aybüke Liman ve Yağmur Erkişinin ellerinde torbalarla odaya girdiği, Ayfer ve Baharın ise katta temizlik yapmaya devam ettiği tespit edildi. Yıldırımın otopsi raporunda, ilaç fazlalığı nedeniyle öldüğü belirlendi. Raporda, normalde 100 ile 400 miligram olması gereken ilacın dozunun 11 bin 958 miligram olduğu tespit edildi. İlacın kurum hemşiresi olan Sabahat Taş tarafından verildiği ve olası kast ile öldürme suçunu oluşturduğu değerlendirildi. Tutuksuz yargılanan sanıklardan Sabahat Taş hakkında Beden ve ruh bakamından kendini savunamayacak durumda bulunan kişiyi kasten öldürme suçundan müebbet hapis, Türcan Özsoy, Yağmur Erkişi, Ayfer İyikalaycı ve Bahar Güler hakkında Suçu bildirmeme suçundan 1 yıl 6 ay, Yunus Emre ve Aybüke Liman, Mehmet Özkan hakkında Kasten yaralama suçundan 2.5 yıldan 3 yıl 6 aya kadar ve Çilem Köçere 4.5 yıldan 7.5 yıla kadar hapis cezası istendi.

Reklam yükleniyor...
Sizin için uygun reklam bulunamadı!

İLK DURUŞMA GÖRÜLDÜ

Olayla ilgili açılan davanın ilk duruşması Bakırköy 18 Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşmaya tutuksuz sanıklar, Aybüke Liman, Ayfer Güzel, Bahar Güler, Mehmet Özkan Tıraş, Türcan Özsoy, Yağmur Erkişi, Yunus Emre Eşin ile Müşteki anne Dilek Barut ve sanık ile taraf avukatları katıldı.

UĞUR NEFES ALMAKTA ZORLANIYORDU

Sabahat Taş savunmasında, “2024 Temmuz ayında olayın meydana geldiği kurumda hemşire olarak işe başladım. İşe başladığımda müteveffa Uğur Yıldırım diğer hastalarla beraber oradaydı. Hastaların sağlık personeli olarak yaralarına bakma, ilaç verme, kriz anlarını yönetmek gibi görevlerimiz bulunmaktadır. Ama sağlık personeli olarak kurumda tektim. Bu nedenle tüm hastalara aynı anda ya da layıkıyla yetişerek yardım etme imkanımız pek yoktur. Olay günü saat 08.00 da vardiyayı teslim aldım. Teslim aldıktan sonra Uğura kahvaltıdan sonra saatini hatırlayamadığım bir zamanda öğleden önce yemekhanede reçetesinde belirtilen günlük rutin ilaçlarını içirdim. Uğuru aşağıya kendi katına indirdiler. Uğura bakmak için odasına gittim. Uğurun odasında diğer sanıklardan Yağmur Erkişi çıkıyordu. Yağmur, Uğuru annesiyle konuşturmaya çalıştığını, fakat Uğurun kendisine ve telefona tekme attığını söylüyordu. Telefon görüşme işlemi Uğurun odasında gerçekleşmişti ancak görüşememişlerdi. Aradan biraz zaman geçmiştiki Mehmet Özkan Tıraş beni telefon ile arayarak Uğur çok kötü aşağıya gelmen lazım dedi. Ben de acil çantamı alarak Uğurun olduğu kata gittim. Uğur yer yatağındaydı. Yer yatağında sırt üstü yattığını gördüm. Nefes almakta zorlandığını fark ettim” dedi.

BEN UĞUR’A FAZLADAN İLAÇ VERMEDİM

Taş savunmasının devamında, “Mehmet Özkan Tıraşa ambulansı aramasını söyledim. Bu arada Uğurun nabzını kontrol ettim. Ağız içi kontrolünün yapıp ağız içine baktım. Nabız kontrolünde elinden nabız kontrolünü yapamadım soğuktu. Boynundan yaptım. Nabzının düşük olduğunu gördüm. Oksijen tüpünü takmıştım. Oksijen tüpünü çıkardığımda nefes kontrolü yaptığımda kalbinin durduğunu ve nefes alamadığını fark ettim. Tekrar boynundan nabzına baktığımda 3te 1 nabzının attığını gördüm kalp masajına başladım. Ambulans iki üç kere daha arandı. Ambulans 35-40 dakika sonra geldi. Ambulans gelene kadar da kalp masajına devam ettim. Ambulans ekibi gelince de Uğur’u gelen ambulans görevlilerine teslim ettim. Gelenlerden birisi kalp masajına devam etti. 1 ampul Adrenalini verdim. Açılan damar yolundan adrenalini verdiler. Uğura başkaca ilaç verilmedi. Sonra Uğuru ambulans ile götürdüler. Hastaneye gidecektim gitmeden önce saat 19.10 ya da 19.30 sularında Mehmet Özkan Tıraş beni arayarak Uğurun vefat ettiğini söyledi. Yine de durumunu merak ettiğimden ve yanında bulunmak istediğimden hastaneye gittim. Solyen 4 isimli ilacı Uğur’a günde 400 mg’dan 2 kez toplamda 800 mg veriliyordu. Mazhar Osmana gittikten sonra ilaç yazıldı. Mazhar Osmanda verilip verilmediğini bilmiyorum. 1 buçuk aydır da günde iki kere tam hatırlamamakla birlikte sabah öğlen ya da sabah akşam ağızdan veriyorduk. Günde 800 mg veriyordum. İlaçlarında eksik yoktu ben fazladan vermedim başkasının da verdiğini düşünmüyorum” dedi. Diğer sanıklar da benzer ifadeler kullanarak suçsuz olduklarını belirterek beraatlarını talep etti.

UĞUR’UN EL VE AYAKLARINDA MORLUK VARDI

Müşteki anne Dilek Barut, “Oğlum otizm ve epilepsi hastasıdır. Daha önceden başka kurumlarda da tedavi gördü. Son olarak Mor Menekşe Bakım Merkezine vermiştik. Tedavisine orada devam edilmekteydi. Orada kalırken aynı zamanda Mazhar Osman Hastanesi’nde yatarak birlikte tedavi gördü. Çıkışta tekrar Mor Menekşe Bakım merkezine alındı. Olay tarihinde 1 Kasım 2024 tarihinde oğlum doktor Mazhar Osman Hastanesi’nden taburcu olup Mor Menekşe Bakım evine getirildiği gün kurum müdürü Aybüke Liman WhatsApp üzerinden bana Uğurun el ve ayaklarında bağlanmaya bağlı kızarıklık ve morartı olduğunu, bunun bizimle bir bağlantısı yoktur şeklinde mesaj gönderdi. Mesaj dışında bana herhangi bir görüntü göndermedi” dedi.

BANA OĞLUMUN ÖLDÜĞÜNÜ SÖYLEDİLER’

Anne Barut “Aradan biraz zaman geçti ve ben oğlumu Beylikdüzü Devlet Hastanesi’ne götürdüm. Darbeye bağlı olduğunu söyledi doktor. Kuruma geri getirip bıraktım. İlaçlarıyla birlikte oğlumu teslim ettim. Tedaviden sonra bu sanıkların kurumuna teslim edildi. Olay günü 13.32 de görüntülü olarak kurum görevlileri tarafından arandım. Oğlum Uğur’u da gördüm. Sakinleşmesi için birtakım şeyler söyledim. Oğlum sakinleşmedi yatağın üstündeydi. Yanında iki erkek görevli vardı. Uğuru tutmaya çalışıyorlardı. Uğur telefona tekme attı görüntü ve görüşme kesildi. Sonrasında normal telefon ile arandım. Uğurun sakinleşmediğini söylediler. Bana, tekrardan müdahale edip sakinleştireceklerini söylediler. İkinci kez görüntülü olarak aranmadım. İlk görüntülü aramadan sonra normal telefon görüşmesinde başkaca bir şey söylenmediği için oğlumun sakinleştiği düşüncesine kapıldım. Akşama kadar bana haber verilmedi. Kendilerine ben de ulaşamadım. 19.56 saatleri sırasında Fatma Özbahçeci adında bir kadın aradı. Ağlamaklı bir ses tonuyla bana oğlumun hastanede olduğunu kalbinin durduğunu kurtulamadığını söyledi. Hastaneye gittiğimde bana oğlumun ölümünün şüpheli olduğunu şikayetçi olup olmadığımı sordular. Ben de şikayetçi olduğumu söyledim ifademi verdim. Oğlumun ölümüne sebep olan sanıkların cezalandırılmasını talep ederim” dedi.

SAVCI TUTUKLANMLARINI İSTEDİ

Görüşü sorulan Cumhuriyet savcısı, sanıklar Çilem Koçer, Aybüke Liman, Sabahat Taş, Mehmet Özkan Tıraş ve Yunus Emre Eşin’in kötü muamele ve ihmali davranışları sonucu ölümün meydana geldiğinin sabit olduğunu belirtti. Adli Tıp raporuna göre, ölümüne neden olan ilaçların sağlık personeli Sabahat Taş tarafından verildiği ya da ihmali sonucu yaklaşık 30 kat fazla dozda alındığı kanaatine varıldığını kaydetti. Kurum müdürü Aybüke Liman’ın gerekli denetimi sağlamadığını ifade eden savcı, eylemin ihmali davranışla kasten öldürme kapsamında değerlendirilebileceğini, atılı suçların katalog suçlardan olduğunu ve kuvvetli suç şüphesi bulunduğunu belirterek sanıkların tutuklanmasını talep etti.

DURUŞMA 24 HAZİRANA ERTELEDİ

Mahkeme heyeti, sanıklar Aybüke Liman, Çilem Köçer, Mehmet Özkan Tıraş, Sabahat Taş ve Yunus Emre Eşin hakkında verilen yurt dışına çıkamamak şeklindeki adli kontrol tedbirinin devamına karar vererek duruşmayı 24 Haziran tarihine erteledi.

Reklam yükleniyor...
Sizin için uygun reklam bulunamadı!
Son gelişmelerden ilk siz haberdar olmak için bizi takip edin.
Reklam yükleniyor...
Sizin için uygun reklam bulunamadı!
Exit mobile version