Politika

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Bölgemizde yeni bir savaş istemiyoruz

Yayınlanma tarihi:

Son gelişmeleri kaçırmamak için Google News sayfamızı takip edin. Butona tıkladıktan sonra açılan sayfanın sağ üst tarafında yer alan yıldızlı "Takip Et" simgesine dokunmanız yeterlidir. Takip Et

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suudi Arabistan ve Mısır ziyareti dönüşünde uçakta gazetecilerin sorularını yanıtladı. Erdoğan, iki ülkenin liderleri ve heyetleriyle fevkalade yararlı görüşmeler yaptıklarını belirterek, “İkili ilişkilerimizi tüm boyutlarıyla kapsamlı şekilde ele aldık. Bölgemizin önde gelen ülkeleri olarak bölgesel sahiplenme yaklaşımıyla Filistin ve Suriye başta olmak üzere güncel gelişmelere dair istişarelerde bulunduk. Ziyaretimizin ilk durağı olan Suudi Arabistanda Veliaht Prens ve Başbakan Muhammed bin Selman ile verimli bir görüşmemiz oldu. Akabinde heyetler arası toplantımızı yaptık. Dört belgeye imza attık, ortak açıklamayı kabul ettik. Malumunuz Suudi Arabistan bizim için savunma sanayi, ulaştırma, sağlık, yatırımlar ve müteahhitlik hizmetleri gibi alanlarda özel konuma sahip bir kardeş ülke. Ticaret hacmimiz istikrarlı bir şekilde artarak 2025 yılında 8 milyar dolar seviyesine ulaştı. Müteahhitlerimiz Suudi Arabistanda toplam değeri 30 milyar doları bulan, 400den fazla proje üstlenmiş durumda. EXPO-2030 ve FİFA 2034 Dünya Kupası gibi dev organizasyonlara hazırlanan ülkede, değerlendireceğimiz çok sayıda fırsatlar bulunuyor. Ayrıca Suudi Arabistan vatandaşlarının ülkemize yoğun bir teveccüh gösterdiklerine şahit oluyoruz” dedi.

Reklam yükleniyor...
Sizin için uygun reklam bulunamadı!

FİLİSTİNLİ KARDEŞLERİMİZİN HUKUKUNU KORUMAYI HEDEFLİYORUZ

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisinin davetine icabetle Türkiye-Mısır Yüksek Düzeyli Stratejik İş Birliği Konseyi İkinci Toplantısını yapmak üzere de Kahireye gittiklerini söyleyen Erdoğan, “Konseyimizin ilk toplantısını Eylül 2024te Ankarada yapmıştık. Görüşmelerimizde ikili ticari ve ekonomik ilişkilerimiz önemli yer tuttu. Ortak bildiri dahil toplam 8 metin imzaladık. Hem Riyadda hem de Kahirede iki ülke iş çevrelerinin katılımlarıyla iş forumları düzenlendi. Sayın Sisi ile ayrıca Gazze barış süreci başta olmak üzere bölgemizi ilgilendiren konuları istişare ettik. İsrailin Gazzeye yönelik saldırılarının durdurulmasında Mısır ve Suudi Arabistan ile beraber çalıştık. Ateşkes mutabakatına giden süreçte iş birliği içinde olduk. Bugün de Gazzenin yeniden imarının önünün açılması için yakın diyalog halindeyiz. Türkiyeden Gazzeye ulaştırılmakta olan insani yardımların eşgüdümünde Mısırın desteği çok önemli. İsrail hükümeti maalesef sivilleri hedef almayı sürdürüyor. 11 Ekimden bu yana 500ü aşkın Gazzeli İsrail tarafından şehit edildi. İnsani yardım TIR’larının Gazzeye girişlerinde halen ciddi kısıtlamalar, sorunlar yaşanıyor. Ancak İsrailin tüm kışkırtmalarına ve ihlallerine rağmen, Gazze barış planının birinci aşaması tamamlanmıştır. Kimin barış, kimin savaş yanlısı olduğu bir kez daha ortaya çıkmıştır. Türkiye, Suudi Arabistan ve Mısır olarak tüm süreçlerin içinde olmayı, böylece Filistinli kardeşlerimizin hukukunu korumayı hedefliyoruz. Ziyaretlerimiz sırasında şahsıma ve heyetime gösterilen misafirperverlik için, iki ülke makamlarına teşekkürlerimi ifade etmek istiyorum” diye konuştu.

KAAN KONUSUNDA ORTAK YATIRIM SÖZ KONUSU

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bir gazetecinin, Suudi Arabistanla son dönemde olumlu yönde ivmelenen ikili ilişkilerimiz var. Bu çerçevede milli savaş uçağımız KAAN ile ilgili olarak Suudi Arabistanla bir iş birliği projesi söz konusu olabilir mi? sorusu üzerine şöyle konuştu:

“Suudi Arabistan ile kültürel ve tarihsel boyutları bulunan köklü ilişkilere sahibiz. Bunu geliştirmek için bu ziyaretimizde de önemli anlaşmalara imzayı attık. Ülkemizin savunma sanayi alanında aldığı mesafe bütün dünya gibi Suudi Arabistan tarafından da ilgiyle takip ediliyor. Biz, savunma sanayinde, öncelikle kendi ihtiyaçlarımızı karşılamaya odaklanmış bulunuyoruz. Bunun yanında dost ve kardeşlerimizin ihtiyaçlarının temini için de gayret gösteriyoruz. Suudi Arabistan ile savunma sanayii konusunda önemli iş birliklerine imza atıyoruz ve bunu geliştirmekte de kararlıyız. KAAN sadece bir savaş uçağı değil, KAAN Türkiyenin mühendislik kabiliyetinin, bağımsız savunma iradesinin sembolüdür. KAAN ile ilgili övgü dolu birçok geri dönüş aldık. Dünyada bu alanda daha fazla söz sahibi oldukça, bu tür iş birliklerimiz de kesinlikle artacaktır. Kaldı ki Suudi Arabistan ile bu konuda ortak yatırım söz konusu. Her an bu ortak yatırımı da gerçekleştirebiliriz.”

Reklam yükleniyor...
Sizin için uygun reklam bulunamadı!

EN DÜŞÜK FİYATLARDAN ELEKTRİK ALIMI YAPACAĞIZ

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suudi Arabistan ile enerji alanında imzalanan anlaşmalara ilişkin de “Ziyaretimiz esnasında Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığımız ile Suudi Arabistan Enerji Bakanlığı arasında yenilenebilir enerji alanında önemli bir anlaşma imzalandı. Suudi Arabistan şirketleri Türkiyede toplam 5 bin megavat gücünde güneş ve rüzgar santralleri inşa edecek. İlk aşamada Sivas ve Karamanda 1000er megavatlık güneş enerjisi santralleri yapılacak. Yatırımlar, dış finansman ve uluslararası krediler yoluyla hayata geçirilecek. Bu santrallerden Türkiyede bugüne kadar görülen en düşük fiyatlardan elektrik alımı yapacağız. İki güneş enerjisi santrali projesiyle 2,1 milyon hanenin elektrik ihtiyacı karşılanacak. 2027 yılında temelleri atılacak santraller yüzde 50 yerlilik oranına sahip olacak. Projeler elektrik ekipman ve hizmet sektörlerimize önemli katkı sağlayacak” ifadelerini kullandı.

İRANA ASKERİ MÜDAHALEYE KARŞIYIZ

Cumhurbaşkanı Erdoğan, İran-ABD gerginliğine ilişkin de “Öncelikle Amerika ve İran arasındaki gerilimin bölgeyi yeni bir çatışmaya, kaosa sürüklemeden düşürülmesi için elimizden geleni yapıyoruz. Onun için de biliyorsunuz ABD Başkanı Donald Trump ile görüşmem oldu ve İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile hemen ertesi gün görüştüm. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile de İstanbulda Dışişleri Bakanımla beraber üçlü bir görüşme yaptık. İşi sıcak tutuyoruz. İrana askeri müdahaleye karşı olduğumuzu net şekilde ortaya koyduk ve bunu muhataplarımıza ilettik. Şu ana kadar tarafların diplomasiye alan açmak istediğini görüyorum. Bu olumlu bir gelişme olarak önümüzde duruyor. Sorunların çözüm yolu çatışmalar değil, uzlaşma zemininde buluşmak ve müzakere etmektir. Süreç canlıdır ve kopmuş değildir. Zemin diyaloga ve diplomasiye hala açıktır. Alt düzeyde yapılacak görüşmelerde mesafe alınmasının ardından liderler seviyesinde müzakerenin de faydalı olacağını düşünüyorum. Askeri gerilim bu kadar artmışken müzakere masasının bir şekilde kurulacak olması da önemlidir. Umarız sorunlar diyalog yoluyla çözülür ve bölgemizde yeni bir çatışma baş göstermez. Biz gerek lider diplomasisi gerek diğer düzeylerde yapılan görüşmeler yoluyla, müzakere zeminini kuvvetlendirmek için çalışacağız. Bu zemin ne kadar genişler, başka ülkeler de devreye girer mi göreceğiz” değerlendirmesinde bulundu.

Reklam yükleniyor...
Sizin için uygun reklam bulunamadı!

BARIŞÇIL DİPLOMASİYİ GÜÇLENDİRMEK ZORUNDAYIZ

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bir gazetecinin konuyla ilgili, Körfez ülkelerinin toplamda İrana karşı yaklaşımları biraz daha Amerikan yanlısı gibiydi daha önceki yıllarda. Şimdi biraz daha sizin, Türkiyenin politikalarına yakın gibi duruyorlar. Bugünkü politikaları nasıl değerlendiriyorsunuz? sorusu üzerine de şunları söyledi:

“Her şeyden önce biz bölgemizde yeni bir savaş istemiyoruz. Bunu en net şekilde her zaman dile getirdim, dile getiriyorum. Suudi Arabistan da tabii ki bu bölgedeki çatışmalardan etkileniyor. Onlar da bölgemizde huzurun, barışın ve sağduyunun hakim olmasını istiyor. Hassasiyetlerimiz genel manada örtüşüyor. Herkes biliyor ki; bölgemizde tam anlamıyla tesis edilecek huzur, barış ve istikrar hepimize kazandırır. Çatışmaların, kanın, gözyaşının hakim olduğu bir coğrafyada ise kesinlikle herkes kaybeder. Bu nedenle hepimizin barışın tarafında yer alması, en akılcı seçenektir. Bölge ülkelerinin son yıllarda yaşanan çatışmalı süreçlerden, bunu net bir şekilde gördüğünü ve bizim duruşumuzu desteklediklerini de düşünüyorum. Artık, etrafımızı saran ateş çemberinden sıyrılmanın, yanan ateşleri söndürmenin, vakti çoktan gelmiştir. Sağduyu burada ortak paydadır. Bu meseleye sadece askeri pencereden bakmak, bölgeyi felakete götürür. Ateşi daha fazla harlamanın kimseye faydası olmaz. Bölgemiz kana, gözyaşına, savaşlara doymuştur. Artık, barışı ve huzuru konuşmayı, iş birliklerini artırmayı istiyoruz. Sorunlar her zaman olur; anlaşmazlıklar uluslararası ilişkilerin bir parçasıdır. Ancak diplomasi de bunun için vardır. Biz de barışçıl diplomasiyi güçlendirmek zorundayız. Bu, hem ülkemizin hem bölgemizin çıkarları için hayati önemdedir.”

Reklam yükleniyor...
Sizin için uygun reklam bulunamadı!

BARIŞI, KAĞIT ÜZERİNDE DEĞİL, SAHADA TESİS ETMEKTEN YANAYIZ

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye, Gazze barış planının uygulanmasında nasıl bir rol üstlenecek? Türkiyenin bu mevzuda muradı nedir? sorusuna da şu ifadelerle yanıt verdi:

“Türkiye, Gazze barış planının olması gerektiği gibi işletilmesi ve Gazzede huzurun, istikrarın yeniden tesis edilmesi için etkin bir rol oynayacaktır. Biz, Gazzede Filistinli kardeşlerimizin hak ettikleri onurlu bir geleceğe ve kalıcı bir barışa ulaşmasını istiyoruz. Barışı, kağıt üzerinde değil, sahada tesis etmekten yanayız. Gazzede yaşanan zulümlere, soykırıma varan uygulamalara, açlığın silah olarak kullanılmasına karşı olmak için, Müslüman olmak gerekmez. Bizim duruşumuz, öncelikle insanlığın temel değerlerini muhafazadır. Tabii ki bu tutumumuzda Filistinli kardeşlerimizle tarihsel ve kültürel bağlarımız da etkilidir. Ancak bunu körü körüne bir karşıtlık olarak göstermeye çalışmak, meselenin özünü saptırmak olur. Gazzedeki zulmün bir benzerini bir başka coğrafyada Müslümanlar yapsaydı, biz onların da karşısında bugünkü gibi dimdik dururduk. Biz yıllardır Mazlumun diline, dinine, inancına, derisinin rengine bakmayız demiyor muyuz? İşte bu, bizim klas duruşumuzdur. Ateşkes, insani yardım ve sivillerin korunması için atılacak adımların bir an önce hayata geçirilmesi gerekiyor. Türkiye bunları sağlamak için büyük bir çaba gösteriyor.”

Reklam yükleniyor...
Sizin için uygun reklam bulunamadı!

BÖLGENİN YENİ BİR YANGINI KALDIRACAK HALİ YOK

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Gazze meselesinde çözüm için arayışlarda Mısırın yaklaşımları Türkiyenin görüşleriyle örtüşüyor mu? sorusuna da şöyle yanıtladı:

“Mısır, Gazzedeki zulmün etkilerini en yakından hisseden ülkelerden biri. Mısırın da Gazze ve Filistin meselesinin daha fazla derinleşmesini istemediğini gördük ve bunu biliyoruz. Bölgenin yeni bir yangını kaldıracak hali yok. Bunu Mısır yönetimi de çok iyi görüyor. İsrailin bölgede yıllardır oluşturduğu sistematik istikrarsızlık, Mısırı da süreç içerisinde yıprattı. Bu çatışmaların sona ermesini, Filistinin huzura kavuşmasını bizim kadar Mısır da istiyor. Özellikle açlığın silah olarak kullanılmasına ve Filistinlilerin topraklarından sürülmesine yüksek sesle karşı çıktılar ve bunu sürdürüyorlar. Mısırın bulunduğu yer kritik. Hem coğrafi konumu hem tarihi sorumluluğu itibarıyla Gazzenin kaderinde önemli bir aktör. Bu nedenlerle Gazzede ve bütün Filistinde istikrarın sağlanması, Mısırın da çıkarınadır. Gazzeye Refahtan insani yardımların girişi ve yardımların organizasyonu için ortaya koydukları gayret takdire şayandır. Hep birlikte Gazzede huzurun yeniden hakim olmasını ve Gazzenin yeniden inşa edilmesini sağlayacağımıza inanıyorum. İsrailin bitmek bilmeyen saldırıları ve ateşkes ihlalleri kesinlikle kabul edilemez. Uluslararası toplumu İsraile ateşkese tam uyum için baskı yapmaya çağırıyoruz. Filistinli kardeşlerimizin hak ettikleri mutlu günlere kavuşması için gece gündüz çalışmaya, mazlumların sesi olmaya devam ediyoruz.”

Reklam yükleniyor...
Sizin için uygun reklam bulunamadı!

KOMŞUMUZUN BÜTÜNLEŞMESİ BİZİM EN BÜYÜK ARZUMUZDUR

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriyedeki son gelişmelere ilişkin de “Suriyenin kuzeyinde istikrarın ve huzurun tesisi, bizi doğrudan ilgilendiriyor. Komşumuzun tek devlet, tek ordu, tek Suriye anlayışı ile bütünleşmesi bizim en büyük arzumuzdur. SDG denilen yapının imzaladığı anlaşmalara uyması, Suriyedeki barış iklimini güçlendirecek ve kalıcı istikrarı kolaylaştıracaktır. Kimse, çatışmaları körüklemeyi, gerilimi tırmandırmayı, zamana oynamayı aklının ucundan bile geçirmemeli. Yanlış hesap bugüne kadar hem Şamdan hem de Ankaradan dönmüştür. Kuşkusuz yine dönecektir. Biz, tüm renkleriyle bir, bütün, güçlü, huzurlu bir Suriyeden yanayız. Suriyenin yanındayız. Kürt, Arap, Türkmen, Nusayri demeden herkesi muhabbetle kucaklıyoruz. Suriye halkı bizim dostumuz ve kardeşimizdir. Bizim sorunumuz terörledir. Ayrılıkçı emellerine ulaşmak için terörü bir yol ve yöntem olarak kullananlarladır. Suriyenin kuzeyindeki sorunun çözülmesiyle Terörsüz Türkiye sürecinin yükü de hafiflemiş oldu. Meclisteki komisyon, ortak raporunu tekemmül ettirmek üzere. Temennimiz rapora, uzlaşının ve sürece dinamizm kazandıracak bir bakış açısının damga vurmasıdır. Terörsüz Türkiye hedefimiz, attığımız adımlarla terörsüz bölgeye doğru gidiyor ve inşallah her iki hedefe de suhuletle ulaşacağız” değerlendirmesinde bulundu.

MİLLETİ SERSEM SANAN BİR MUHALEFET ANLAYIŞIYLA KARŞI KARŞIYAYIZ

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bir gazetecinin, Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat depremlerin 3üncü yıl dönümü olduğunu hatırlatarak, Felaketin olduğu günden bu yana muhalefet olumsuz bir tablo sergiliyor. Son birkaç gündür deprem bölgesinde olan Özgür Özel yine aynı tutumu ortaya koydu. Bu konudaki değerlendirmeleriniz nelerdir? diye sorması üzerine şöyle dedi:

Reklam yükleniyor...
Sizin için uygun reklam bulunamadı!

“Anlaşılan asrın felaketinin yıl dönümü yaklaşıyor diye, deprem turistleri yine hareketlenmiş vaziyette. Gittikleri, gezdikleri yerlerde yapılanları görmezden gelmekse, en büyük maharetleri. Alemi kör, milleti sersem sanan bir muhalefet anlayışıyla karşı karşıyayız. Onlara kalsa, milletimiz hala açıktaydı. Onlara kalsa, deprem bölgesindeki insanlarımız yuvalarına kavuşmamıştı. Onlara kalsa, deprem bölgesinde derin bir insanlık dramı yaşanıyor olacaktı. Neyse ki milletimiz, yaklaşan siyasi tehlikeyi gördü ve onları kenarda tuttu. Muhalefet ilk günden itibaren yapamazlar, bitiremezler, enkazın altında kalırlar diyerek yaşanan felaketten rant devşirmeye kalkıştı. Yönettikleri bazı büyükşehirlerde deprem gibi büyük bir felaket yaşanmamışken, milleti bir yudum suya, temel belediyecilik hizmetlerine muhtaç edenler, yolsuzluklara, türlü çeşit hırsızlıklara kol kanat gerenler 11 ili dört başı mamur bir şekilde yeniden inşa eden bir iktidara laf söyleyebiliyor. 455 bin konut demek, sıradan bir şey değil, küçük bir ülke kurmak demektir. Bunu dünyada bizim dışımızda bu kadar kısa sürede başarabilecek ikinci bir devlet yok. Bizim yaptıklarımız gün gibi ortadadır. Bunca yıl, eser ve hizmet ürettik ve onlarla konuştuk. Muhalefetten farkımız budur. Yıllardır milletimize, ülkemizdeki muhalefet sorununu anlatamıyoruz. Alışkınız bunlara. Çünkü gerçeği göremez, hakikati söyleyemez, doğruyu duyamazlar. İnşallah Osmaniyede bir kez daha milletimizle kucaklaşacak, onlara verdiğimiz sözleri tutmuş olmanın rahatlığıyla hasbihal edeceğiz.”

CHPLİ BELEDİYELER, ELLERİNDEKİ SUYU MİLLETE ULAŞTIRAMIYOR

Cumhurbaşkanı Erdoğan, başka bir gazetecinin, Bir Ankaralı olarak su konusundaki endişelerimizi dile getirmek isterim. Acaba su yönetimiyle ilgili yeni düzenlemelere ihtiyaç var mıdır? Bu yönde adımlar atılacak mıdır? En önemlisi şehirlerde evlere yönelik suyun yönetimi yerel yönetimlerden alınabilir mi? sorusunu üzerine şunları söyledi:

Reklam yükleniyor...
Sizin için uygun reklam bulunamadı!

“Öncelikle su medeniyetin, üretimin, enerjinin, kısaca yaşamın kaynağıdır. Su yönetimi konusu da tecrübe ve vizyon ister. Biz, su kaynaklarının korunması, insanımıza temiz, sağlıklı su ulaştırmanın gayreti içinde olduk. Yıllar yılı Su akar Türk bakar dediler. E ne oldu? Biz tam aksini yaptık. Ben, belediye başkanlığından geliyorum. Istranca Dağlarından biz suyu İstanbula getirdik. Belediyeyi kimden devralmıştık? O zaman malum CHP zihniyetinden devralmıştık. Istranca dağlarından 180 kilometre öteden suyu, biz İstanbula getirdiğimiz zaman, hepsi şok olmuştu. Biz, onunla da kalmadık. Aynı şekilde yine hattı Boğazdan, Boğazın altından Anadolu yakasına geçirmek suretiyle Sakarya nehrinin suyunu da bir taraftan İstanbula getirdik. Devamlı takviyeler yaptık. Hep su kaynaklarının korunması ve insanımıza temiz sağlıklı su ulaştırmanın gayreti içinde olduk. Şimdi CHPli belediyeler, ellerindeki suyu millete ulaştıramıyor. Geceleri bakıyorsun benim vatandaşım elinde bidonlarla gidiyor, tankerlerin kuyruğunda su bekliyor. Aramızdaki fark bu. Biz su zengini bir ülke değiliz. Bu nedenle sizin de söylediğiniz gibi su stresi, hatta sıkıntısı yaşayan bir ülkeyiz. Öncelikle tasarrufu önemsiyoruz ve milletimizi su tasarrufuna teşvik için sürekli projeler geliştiriyoruz. Peki ne yapmamız lazım? Belediyelerimizin su temini ile ilgili yaptığı çalışma dışında bizim bir diğer kaynağımız Devlet Su İşleridir. Devlet Su İşleri de bu noktada harıl harıl çalışıyor. Çünkü biz, belediyelerin su temininin dışında ayrıca Devlet Su İşlerinin de su teminiyle inşallah bu işi yoluna koyacağız.”

BÜTÇELER, MİLLETİN YOLUNA, SUYUNA, PARKINA HARCANMALI

Erdoğan, diğer bir gazetecinin, 2026 için kapsamlı bir reform yılı tanımlaması yaptınız. Belediyelerin mali yapılarından, harcama ve borçlanmadaki denetime, merkezi idare belediye ilişkilerini yeniden çerçevelemeye varıncaya kadar da başlıklardan söz ettiniz. Sorum şu: İçeriği itibarıyla bu reformlardan bize biraz örnek, biraz başlık verebilir misiniz? Özellikle son dönemde CHPli belediyelerle ilgili yolsuzluk iddiaları bu yaraya neşter vurmak konusunda daha teşvik edici oldu mu? sorusu üzerine şöyle dedi:

Reklam yükleniyor...
Sizin için uygun reklam bulunamadı!

“CHPli belediyelerdeki yolsuzluk, hırsızlık, rüşvet çarkına yargımız özellikle çomak sokmuştu. Yargı şu anda bunların üzerine kararlı bir şekilde gidiyor. O süreci, bizler de milletimizle birlikte yakından takip ediyoruz. Ortaya çıkanlara baktığımızda, belediyelerin millet adına kullandıkları kaynakların denetiminde problemler yaşandığını görüyoruz. Merkezi idare ile yerel yönetimler arasındaki o hantal, yetki çatışmalarına neden olan yapıyı bir defa modernize etmeliyiz. Düzgün işleyen, şeffaf bir sisteme kavuşmak çok önemli. Mali disiplinin artırılması, daha etkin ve verimli hizmet üretilmesi konusu, bir gereklilik halini almıştır. Şehirlerimiz bakıyorsunuz bir partinin ya da belediye başkanının yönetiminde 50 yıl ileri giderken bir başka yönetim geldiğinde aynı kaynaklarla yönetilen belediye, çağın gerisinde kalıyor. Milletin vergileriyle oluşan bütçeler, yine milletin yoluna, suyuna, parkına harcanmalı. Milletin desteğiyle gelen belediye yönetiminin, millete hizmet etmesi şarttır. Yani, sistem öyle olmalı ki; belediye başkanı ve yönetimi mutlaka çalışmak zorunda kalsın. Hizmet odaklı verimli belediyeciliği, sistem zorunlu kılsın. Bunu yapmayanlar için de müeyyideler uygulansın, tanımlansın. Bunu sağlayacak sistemi planlamalı ve hayata geçirmeliyiz.”

Reklam yükleniyor...
Sizin için uygun reklam bulunamadı!
Son gelişmelerden ilk siz haberdar olmak için bizi takip edin.
Reklam yükleniyor...
Sizin için uygun reklam bulunamadı!
Exit mobile version