Türkiye

Ankara- Dervişoğlu: Türkiye, NATO’yu toplantıya çağırmalıdır

Yayınlanma tarihi:

Güncelleme:

Son gelişmeleri kaçırmamak için Google News sayfamızı takip edin. Butona tıkladıktan sonra açılan sayfanın sağ üst tarafında yer alan yıldızlı "Takip Et" simgesine dokunmanız yeterlidir. Takip Et

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, “Türkiye’ye yönelik tehditler karşısında savunma planı açık ve ciddi biçimde ortaya konulmalıdır. NATO Anlaşması’nın 4üncü maddesi gerekiyorsa işletilmelidir. Soruyorum, bugün birçok NATO ülkesi Akdeniz’dedir. Bu süreçte, o ülkeler NATO kapsamında mı oradadırlar? Yoksa İran’a karşı savaş koalisyonu olarak mı hareket etmektedirler. Türkiye NATO’yu toplantıya çağırmalıdır” dedi.

Reklam yükleniyor...
Sizin için uygun reklam bulunamadı!

İYİ Parti lideri Dervişoğlu, TBMMde partisinin grup toplantısında konuştu. Dervişoğlu, “ABD’nin korumasındaki İsrail’in katliam makinesi, İran’da rejim değişikliğini tetiklemek için yıkımı derinleştirmektedir. Diğer tarafta İran’da rejimi ayakta tutmaya çalışanlar, çatışmayı, haklı ya da haksız bir şekilde yayarak maliyet sahasını büyütmektedir. Şimdi Türkiye’nin önünde tarihi bir tercih vardır; ya gelişmeleri seyreden, tepkisini başkalarının takvimine göre veren, kendi güvenliğini ve ekonomisini dışarıdaki sarsıntılara bırakan bir ülke olacağız; ya da Cumhuriyet ciddiyetiyle konuşan, devlet aklıyla hareket eden, millet menfaatini her hesabın üstünde tutan bir irade göstereceğiz. Bizim cevabımız bellidir. Bu savaş, Türkiye için uzak bir coğrafya hadisesi değildir. Bu savaş, Türkiye için doğrudan doğruya milli güvenlik meselesidir, enerji meselesidir, gıda meselesidir, sınır meselesidir, devlet kapasitesi meselesidir, ekonomik istikrar meselesidir. Aynı zamanda bu savaş, Türkiye’yi yönetenlerin hazırlıklarını, sebep oldukları kırılganlıkları Nasıl bir anlayışla ülkeyi yönettiklerini açığa çıkaran büyük bir sınavdır. Çünkü biliyoruz ki, yıllardır birçok tehdit unsuru kapıdayken, asıl zaaflar, içeride büyütülmüştür” dedi.

TÜRKİYE NE KADAR HAZIRLIKLIDIR

Dervişoğlu, savaşın coğrafyasını, tüm dünyaya yayan noktanın Hürmüz Boğazı olduğunu vurgulayarak, “Orası dünya ekonomisinin can damarlarındandır. Petrolün, doğal gazın, taşımacılığın ve uluslararası tedarik zincirlerinin düğüm noktalarındandır. O düğüm sıkıştığında, bunun yankısı yalnız Körfez’de duyulmaz, Türkiye’de de duyulur. Pompadaki fiyat artar. Fabrikadaki maliyet yükselir. Taşımacılık pahalanır. Gübre zamlanır. Tarla darbe yer. Sofra küçülür. Hayat pahalılığı büyür. Savaş dışarıda başlar; ama faturası içeride kesilir. Peki Türkiye bu tabloya ne kadar hazırlıklıdır? Hükümete bakıyorsunuz; cümle çok ama hazırlık azdır. Gelişmeleri izliyoruz diyorlar. Koordinasyon halindeyiz diyorlar. Diplomasi yürütüyoruz diyorlar. Evet, barıştan yana bir pozisyon almaya çalışıyorlar. Ama ortada cevaplanmadan geçirilen birçok soru vardır. Türkiye’nin stratejik enerji güvenliği planı nerededir? Ham petrol stok politikası nerededir? Doğal gaz fiyat şoklarına karşı koruma mekanizması nerededir? Gıda arzı için olağanüstü tedbir paketi nerededir? Çiftçiyi, taşımacıyı, üreticiyi, sanayiciyi koruyacak somut devlet planı nerededir? Devlet ciddiyeti, yuvarlak cümlelerle ölçülmez. Devlet ciddiyeti, önceden yapılmış hazırlıklarla ölçülür” ifadelerini kullandı.

Reklam yükleniyor...
Sizin için uygun reklam bulunamadı!

ÇİFTÇİNİN MAZOTUNDAN KDV VE ÖTV KALDIRILMALIDIR

Reklam yükleniyor...
Sizin için uygun reklam bulunamadı!

Dervişoğlu, Türkiyede çiftçinin borcunun 1 trilyon 300 milyar lira tavanına ulaştığını belirterek, “Milli gelirin yüzde 1’i yani 15 milyar dolar tarıma destek olarak verilmesi gerekirken bu, çiftçiden esirgenmekte, dörtte biri bile verilmemektedir. Tarlalar, traktörler icralık, araziler satılıktır. Üreticiler yılda 3,5 milyar litre mazot kullanmakta, bunun için yalnızca 20 milyar lira mazot desteği verilmektedir. Oysa çiftçinin sadece mazot için ödediği KDV ve ÖTV 100 milyar liradır. Kaşıkla verilip, kepçeyle alınmaktadır. Krediye ulaşmak imkansız hale gelmiştir. Vergi ve SGK borcu olanlar kredi temin edememektedir. Ziraat Bankasının faiz gelirleri yüzde 97 artmış, çiftçimiz geçen yıl 323 milyar faiz ödemiştir. Tarıma destek için kurulmuş banka, üreticilere tefeci faizi uygulamaktadır. Buradan hükümete çağrımız açıktır. Çiftçiye, olağanüstü destek programı derhal açıklanmalıdır. Gübre, tohum, mazot desteği artırılmalıdır. Çiftinin kullandığı mazottan KDV ve ÖTV kaldırılmalıdır. Üretim sezonu kaybedilmemelidir. Ham madde ve gübre tedariki için acil plan hazırlanmalıdır. Yerli üretim kapasitesi güçlendirilmelidir. Toprak yeniden stratejik alan olarak ele alınmalıdır. Çünkü toprağın zayıfladığı yerde yalnız çiftçi değil, devlet de zayıflar. Milletin lokması küçülür, huzuru da kaçar” dedi.

İRANIN ÇÖKÜŞÜ, TÜRKİYENİN LEHİNE BİR TABLO DOĞURMAZ

Dervişoğlu, “İran’daki rejime karşı olmak başka şeydir; İran’ın çöküşünü alkışlamak başka şeydir. İran’ın çöküşü, Türkiye’nin lehine bir tablo doğurmaz. Tam tersine bölgeyi daha büyük bir kaosa sürükler. Irak’tan Filistin’e uzanan kırılgan hat daha da genişler. Afganistan-Pakistan çatışmasının etkilerini de yaygınlaştırır. 15 sene boyunca Suriye’de izlediğimizden çok daha büyük ve sonu gelmez savaşları ortaya çıkartır. Yeni terör örgütleri ve ağları meydana gelir. Yeni parçalanma senaryoları sahaya iner. Onun için biz şunu söylüyoruz; İran rejimini sevmek zorunda değiliz. Ama İran’ın çöküşünün bölgeyi cehenneme çevireceğini görmek zorundayız. Devlet aklı budur, Cumhuriyet refleksi budur” diye konuştu.

Reklam yükleniyor...
Sizin için uygun reklam bulunamadı!

BİZ BU OYUNU GÖRÜYORUZ

Reklam yükleniyor...
Sizin için uygun reklam bulunamadı!

Dervişoğlu, son günlerde Türkiye ile Azerbaycan arasına nifak sokmaya dönük sistemli bir iklim üretildiğini belirterek, “Bunu tesadüf sananlar ya saftır, ya da başka hesabın içindedir. Amaç açıktır; Türkiye’yi en has ve gerçek müttefikinden uzaklaştırmak, Kafkasya’daki etki alanını aşındırmak, bu milleti yine Orta Doğu’nun kısır döngüsüne hapsetmektir. Biz bu oyunu görüyoruz, kim olduklarını da biliyoruz. Kökleri çürük, amaçları karanlık şebekelerdir, bunlar. Azerbaycan’la ilişkimiz milli, öz ve duygusal bir kardeşlik bağıdır. Bu ilişki, aynı zamanda enerji ve ticaret meselesidir. Bu ilişki, Türk dünyasına uzanan damar meselesidir. Bu ilişki, iki kardeş ülke için de jeopolitik nefes borusudur. Ne gariptir ki, bir yandan İsrail tehlikesi diyerek bu millete yeni bir sözde çözüm sürecini, terörle müzakereyi, İmralı’daki katili zaruridir diye yutturmaya kalkıyorlar. Öte yandan da Azerbaycan’la Türkiye’nin arasına nifak tohumları ekiyorlar. Demek ki sizin için tehdit, ilkesel bir güvenlik okuması değildir. Demek ki tehdidi işinize geldiğinde büyüten, işinize gelmediğinde görmezden gelen bir siyaset yürütüyorsunuz. Demek ki sizin derdiniz, milli güvenlik değil; iç siyasette kullanışlı malzeme üretmektir. Oysa bizim ölçümüz bellidir. Türkiye, Azerbaycan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve tüm Türk dünyası bu fırtınalı çağda daha sıkı dayanışmak zorundadır. Çünkü bu çağ, yalnız kalanların çağı değildir. Bu çağ, hattını ve sathını kardeşleriyle güven içinde koruyabilenlerin çağıdır” diye konuştu.

TÜRKİYE KIRMIZI ÇİZGİLERİNİ İLAN ETMELİDİR

Dervişoğlu açık bir çağrı yaptığını belirterek, “Türkiye’ye yönelik tehditler karşısında savunma planı açık ve ciddi biçimde ortaya konulmalıdır. NATO Anlaşması’nın 4üncü maddesi gerekiyorsa işletilmelidir. Soruyorum, bugün birçok NATO ülkesi Akdeniz’dedir. Bu süreçte, o ülkeler NATO kapsamında mı oradadırlar? Yoksa İran’a karşı savaş koalisyonu olarak mı hareket etmektedirler. Türkiye NATO’yu toplantıya çağırmalıdır. Bu savaşın sınır boyunda Türkiye vardır. Sormalı, sorgulamalı ve güvenliği adına kırmızı çizgilerini kesinkes ilan etmelidir. Güney ve doğu sınırlarımız boyunca hava savunması, erken uyarı ve tehdit tespiti alanındaki zaaflar şeffaf biçimde araştırılmalıdır. Millet, güvenlik başlığında ne yapıldığını bilmelidir. Gerçek savunma, sloganla değil; hazırlıkla olur. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti de bu büyük jeopolitik türbülansın dışında değildir. Doğu Akdeniz’de yeni güvenlik düzenlemeleri, yeni diplomatik pazarlıklar, yeni denklemler konuşulurken hükümete açıkça sesleniyoruz; Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliği konusunda somut ilerleme olmadan, KKTC’nin statüsü güvence altına alınmadan, Doğu Akdeniz’deki enerji kaynaklarında Kıbrıs Türkünün hakkı tescil edilmeden, Güney Kıbrıs lehine hiçbir yeni güvenlik mimarisine onay vermeyin. Yunanistan’ın işportacı girişimlerine de sessiz kalmayın. Türkiye NATO üyesidir. Elinde veto hakkı vardır. Devlet ciddiyeti, masaya elindeki kartı bilerek oturur. Milletin hakkını pazarlıkta bozuk para gibi harcamaz. Kapalı kapılar ardında, gizli ajandalarla, oldubittilerle Kıbrıs Türkünün hakkı tartışmaya açılamaz. Kıbrıs Türkü’nün hakkı güvenceye alınmadan Rum tarafının güvenlik algısını tamir etmeye çalışan hiçbir siyasetin meşruiyeti yoktur. En uçuk meseleler için rıza devşirmeye çalışıyorsunuz. Burada Türk Milletinin rızası vardır. Vakarla işinizi yapın, arkanızda duralım” dedi.

Reklam yükleniyor...
Sizin için uygun reklam bulunamadı!

BU DEVLET TESLİM OLMAYACAK

Reklam yükleniyor...
Sizin için uygun reklam bulunamadı!

Terörsüz Türkiye sürecine değinen Dervişoğlu, “Türk milletini etnik temelde tartışmaya açamazsınız. Vatandaşlığı kimlik pazarlığına çeviremezsiniz. Devleti Lübnanvari kota düzenine dönüştüremezsiniz. Öcalan denen katili, Kürtlerin vasiliğine atayamazsınız. Türk milletinin omurgasını gevşetip buna yeni paradigma diyemezsiniz. Bunu jeopolitik diye meşrulaştıramazsınız. Bunu milli dayanışma diye satamazsınız. Bunu devlet aklı diye paketleyemezsiniz. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti; hanedan meraklılarının, etnik vesayetçilerin, feodal derebeyliklerinin teokratik düşlerin ülkesi değildir. İşte bugün görevimiz, sadece eleştirmek değildir. Milletin önüne ciddi bir devlet istikameti koymaktır. Doğru hat şudur; Türkiye savaşa sürüklenmeyecek. Ama savaşa hazırlıksız da yakalanmayacak. Türkiye diplomasi yürütecek. Ama diplomasi adı altında şahsi pazarlık yapmayacak. Türkiye enerji güvenliğini güçlendirecek. Ama bunu milletin sırtına yeni yükler bindirerek değil, akılcı tedarik ve üretim planıyla yapacak. Türkiye gıda güvenliğini koruyacak. Ama çiftçiyi yalnız bırakarak değil, toprağı yeniden stratejik alan ilan ederek yapacak. Türkiye Azerbaycan’la, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’yle ve Türk dünyasıyla dayanışmasını güçlendirecek. Ama bunu fotoğraf vermek için değil, geleceği için yapacak. Türkiye Kıbrıs’ta, Kafkasya’da, Doğu Akdeniz’de ve Orta Doğu’da başkalarının ajandasına dipnot olmayacak. Ve evet, Türkiye terörle müzakere etmeyecek. Vatandaşlık tanımını pazarlık masasına yatırmayacak. Milli kimliği etnik vesayete teslim etmeyecek. Devleti bağnazlığa, hanedan aklına ve teokratik özlemlere kurban etmeyecek. Buradan haykırıyorum; Türkiye Cumhuriyeti sıradan bir devlet değildir. Türk milleti sıradan bir millet değildir. Bu bayrak sıradan bir bayrak değildir. Bölgemizde yangın olabilir. Sınırlarımızda tehdit olabilir. Piyasalarda sarsıntı olabilir. Ama herkes şunu bilsin; bu millet diz çökmeyecek, bu devlet teslim olmayacak. Bu Cumhuriyet eğilip bükülmeyecektir. Çünkü biz bu devleti masada kurmadık. Çünkü biz bu Cumhuriyeti lütufla almadık. Çünkü biz bu bayrağı pazarlıkla yükseltmedik. Bu Cumhuriyet mücadeleyle kuruldu. Bu bayrak fedakarlıkla yükseldi. Şimdi kimse bizden susmamızı beklemesin. Kimse bizden geri çekilmemizi beklemesin. Kimse bizden razı olmamızı beklemesin” ifadelerini kullandı.

Haber: Umutcan ÖREN/ANKARA,

Reklam yükleniyor...
Sizin için uygun reklam bulunamadı!
Son gelişmelerden ilk siz haberdar olmak için bizi takip edin.
Reklam yükleniyor...
Sizin için uygun reklam bulunamadı!
Exit mobile version