Sosyal medyada bizi takip edin

Politika

Ankara – TBMM Suça Sürüklenen Çocuklara İlişkin Araştırma Komisyonu mağdur aileleri dinledi

Yayınlanma tarihi:

Güncelleme:

Son gelişmeleri kaçırmamak için Google News sayfamızı takip edin. Butona tıkladıktan sonra açılan sayfanın sağ üst tarafında yer alan yıldızlı "Takip Et" simgesine dokunmanız yeterlidir. Takip Et

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Suça Sürüklenen Çocuklara İlişkin Araştırma Komisyonu mağdur aileleri dinledi.

TBMM Suça Sürüklenen Çocuklara İlişkin Araştırma Komisyonu, AK Parti İstanbul Milletvekili Müşerref Pervin Tuba Durgut başkanlığında toplandı. Komisyon toplantısının açılışında konuşan Durgut, “Bugün burada çok ağır kayıplar ve zor süreçler yaşamış olan siz mağdur yakınlarını dinlemek, yaşananları doğrudan sizlerden duymak ve bu meseleye her yönüyle dikkatle yaklaşmak üzere bir araya gelmiş bulunuyoruz. Buradaki varlığınız son derece kıymetlidir. Biz bu komisyon çatısı altında suça sürüklenen çocuklar meselesini yalnızca hukuki ya da idari bir başlık olarak ele almıyoruz. Bu meselenin mağdurları, mağdur yakınları, çocuklar, gençler ve toplumun güven duygusu üzerinde ortaya çıkardığı sonuçların da farkındayız. Bu nedenle, burada dile getirilecek her değerlendirmeyi dikkatle ele almayı, yaşananları bütün yönleriyle anlamaya çalışmayı ve ihtiyaç duyulan alanları açık biçimde tespit etmeyi sorumluluğumuz olarak görüyoruz. Bugün burada dinleyeceğimiz her kişi bizim için yalnızca bir dosyanın tarafı değil, yaşanmış bir sürecin doğrudan tanığı ve bu ülkenin vicdanına seslenen çok önemli bir muhataptır. Değerli aileler, şunu özellikle ifade etmek istiyorum. Bu komisyon, burada paylaşılan her hususu yalnızca dinlemekle yetinmeyecek, yaşananları doğru anlamak, eksiklikleri tespit etmek ve benzer olayların tekrarlanmamasına katkı sunacak; daha etkili, daha adil bir yaklaşımın güçlenmesi için çalışacaktır. Hiçbir cümle kaybınızı telafi edemez, hiçbir karar, hiçbir rapor, hiçbir düzenleme evladınızı geri getiremez; bunu biliyoruz ancak devletin ve toplumun görevi, ortaya çıkan adalet talebini ciddiyetle ele almak, ihmalleri ve eksiklikleri açık bir biçimde değerlendirmek ve benzer acıların tekrarını önlemeye dönük sorumluluğu kararlılıkla taşımaktır” ifadelerini kullandı.

‘5-6 YIL SONRA BİZİ ÖLDÜREN KATİLLE KARŞILAŞABİLİR MİYİM?’

Ardından İstanbul Güngörende, 14 Ocakta yan bakma nedeniyle çıkan kavgada hayatını kaybeden 16 yaşındaki Atlas Çağlayan’ın kardeşi Doruk Çağlayan’ın mektubu okundu. Mektubu Yasama Uzmanı Sezen Civelek Tokgöz okudu. Mektupta şu ifadeler yer aldı:

“Merhaba, ben Doruk Çağlayan; maalesef, artık adını duyunca herkesin hüzünlendiği Atlas Çağlayanın ikiziyim. Birlikte doğduğum kan bağım, can bağım ikizim artık hayatta değil. Bu mektubu yazmak benim için çok zor. Bebekliğimi hatırlamıyorum ama ailemin anlattığı her hikayeyi birlikte dinlerdik. Biraz büyüdük, ana sınıfına birlikte gittik. Bizi herkes Atlas Doruk diye tanırdı. İlkokul, ortaokul ve lise 1e kadar aynı sınıftaydık. Biz kardeşten öteydik; bir gün bile konuşmadığımız, birbirimizi görmediğimiz bir hayat yaşamadık ta ki o korkunç güne kadar. Lise 2de okullarımızı ayırdık. Atlas sağlıkçı olmak istediğine karar verdi, ben ise henüz mesleğime karar veremedim. Okuldan çıktığımda önce eve ben gelirdim, sonra da Atlas evin kapısını iki defa çalardı ve annem sofraya üç tabak koyardı. Biz çok mutlu bir aileydik, eskiden her futbol maçına birlikte giderdik, her kahvaltıya birlikte oturup şakalaşırdık, her tatile birlikte giderdik. Annem her şeyden iki tane alırdı. Ben size ne anlatayım? Atlas benim ikizimdi, hiçbir zaman ayrılacağımızı düşünmedim. Tam 75 gün önce caminin çay bahçesindeydik, Atlas yanımıza gelmek için annemi beklemişti; sanki vedalaşmak istemişti. Biz kafede otururken yanımıza sonradan geldi, hepimiz telefonlarımızla ilgileniyorduk her zamanki gibi. Arkadaşlarımızdan biri o katille Ne bakıyorsun? diyaloğuna girdiler, kafe sahibi de Kavganızı dışarıda yapın diyerek bizi dışarıya yönlendirdi. Tam çıkarken Atlasa seslendim, hissettim bir şey olacağını biliyor musunuz ama Atlas beni duymadı, ne olacağını tahmin bile edemedi. Biz o kadar temiz düşünüyorduk ki aklımıza böylesi korkunç bir şey gelmedi. Anlatmak istemiyorum gerçekten ama bilin ki ben orada canımı kaybettim. Ambulans, Ambulans’ diye çığlıklar atıp kendimi yerlere attım. Atlas can verirken canımın nasıl acıdığını kelimelerle keşke ifade edebilsem ama karşılığı yok. Hastanede yalvardım. Kurtarın kardeşimi diye ama canice kalbinden bıçaklanmıştı. Sonra Atlası kaybettik’ dedi doktor. Dünyam yıkıldı, hayat durdu, ben de öldüm o an. Hayallerimiz vardı, artık hiçbirinin anlamı kalmadı. Artık Atlas yok ve ben onu çok özlüyorum, artık Atlas yok ve ben kendimi çok yalnız hissediyorum, artık Atlas yok ve ben şimdi ne düşünüyorum, biliyor musunuz? 5-6 yıl sonra bizi öldüren katille bir sokakta karşılaşır mıyım?”

‘ACI DOLU BİR SÜREÇ YAŞADIK’

Esenlerde yaşadığı apartmanın önünde etrafı kirletip gürültü yapan kişilerle yaşadığı tartışma sonucu kalbinden bıçaklanarak öldürülen Abdurrahman Balcı’nın annesi Zeynep Balcı söz aldı. Yaşanan olayı hatırlatan Balcı, “Ben onlardan çok oğlumdan bahsetmek istiyorum ve gerçekten yaşadığımız acı dolu süreçten bahsetmek istiyorum. Sayın Savcımız bunların hepsinin tutuklanmasını istediği halde maalesef 6sından sadece 1i yakalanıyor, o da kendisi teslim oluyor. Katilin bizzat kendisi ve geri kalan hepsini hakim salıveriliyor. Çok ağır bir süreç yaşadık, tehditler aldık. Size oğlum Abdurrahman Balcıyı göstereyim. Şu güzel evlada bakın, bir de buna bakın. Sayın milletvekilleri; ben asil, siz vekil. Siz benim vekilimsiniz, ben size vekalet verdim. Vicdanlara konulsun eller ve bu 2 kişinin arasındaki farka bakın. Hangisi çocuk, hangisi temiz, akıllı uslu, vatansever, vatanperver, namuslu, şerefli, namusuyla, haysiyetiyle yaşayan kim? Buradaki tehditlerden bir tanesi, diyor ki, ‘Gerekirse bir gençlik daha yakarız.’ 17 yaşındaki ‘SSÇ’ dediğimiz kavramın şemsiyesi altında barınan şahsa bakın. Bugün Abdurrahman gitti, ertesi gün Atlas Çağlayan gitti; başka bir gün başka bir çocuk gidecek, her gün bunun ardı arkası kesilmeyecek ve biz bunun arkasında kimler var, kimler yok, bunların hepsinin ortaya çıkarılmasını istiyoruz” dedi.

‘ZULMEN ÖLDÜRÜLEN ÇOCUKLARIMIZIN ‘ZULÜM ŞEHİDİ’ OLARAK ANILMASINI İSTİYORUM’

Balcı ardından komisyondan şunları talep etti;

“18 yaş altındaki failler için bir talebimiz var; işledikleri suçun gerçek bedeli ödenmelidir. Yani işlediği suçun cinsi neyse ve hangi suçu işlediyse onun bedelini ödemek zorundadır. Bedelini ödemediği suçun arkasına sığınıp ertesi gün veya bir sonraki yıl ne yapacak? Daha fazla suça karışacağı kanaatindeyiz. Caydırıcılığı olmayan bir sistemin arkasına sığınıyor bunlar, caydırıcı olmayan bu sistemin kökten değişmesini istiyoruz çünkü zaten bizim çocuklarımız toprak altında, evlatlarımızın hakkı ne olacak onu sormak istiyorum. SSÇleri korumak adı altındaki bu kanunu, çocukları korumak için uygulanan bu kanunu anladım da peki, toprak altında yatan çocuklarımızın hakkı ne olacak onu sormak istiyorum. Cezası kesinleşmiş faillerin çalıştırılmasını istiyoruz. Sadece kapalı alanda durması yetersizdir çünkü ceza yalnızca özgürlükten mahrum bırakmak değil aynı zamanda sorumluluk duygusunu ve topluma karşı borcunu da öğretmemiz gerekir. Devletimizden de şunu talep ediyorum, manevi bir taleptir bu, zulmen öldürülen çocuklarımızın ‘zulüm şehidi’ olarak anılmasını ve kabirlerinde ay yıldızlı bayrağımızın dalgalanmasını istiyorum; gayet makul bir istek bu.”

‘18 YAŞ ALTI VAKALARA DUYGUSAL YAKLAŞMAMIZ LAZIM’

Bağcılarda 18 yaşından küçük 3 kişinin darbettiği çocuğu kurtarmak için çıkan arbede de bıçaklanan Oğuzhan Çöpür konuştu. Olayı yeniden aktaran Çöpür, “Ben 27 yaşındayım ve bir kere bile karakola gitmiş değilim. Babam her zaman bize şunu öğretti, ‘Her zaman iyinin yanında olacaksın’ dedi. Şunu göstereyim isterseniz burada tek başına 10 çocuğun arasına giriyorum. Bunun sebebi şu; SSÇ mağdurlarından bir tane çocuk olmasın istedim ancak ben mağdur oldum ve size şöyle söylemek istiyorum. 18 yaş altı bu vakalara insanların duygusal olarak yaklaşması lazım, kanun olarak değil. Örnek veriyorum; siz milletvekili ve üye şeklinde değil de anne ve baba olarak yaklaşmanız lazım. Böyle yaklaşıldığında her türlü kazanmış olacağız. Siz küçük bir toplumu kazanmaya çalışıyorsunuz. Elbette bu de mantıklı ama bir yandan çok büyük bir kesimi kaybediyorsunuz” değerlendirmesinde bulundu.

8 SAAT BOYUNCA KARDEŞİMİ ARADIK

Edirne’de lise bahçesinde 30 bıçak darbesiyle öldürülen Gülden Coninin ablası Nurhan Alüzrek, kardeşinin olay esnasında aldığı darbeleri sıralayarak, “Polis memurları da kolluk kuvvetleri de aynı şekilde bize söyledi, ‘O kadar cesur bir kız yetiştirmişsiniz ki almış olduğu darbelere rağmen bıçağı bir şekilde eliyle tutmuş. Eli parçalanmasına rağmen o bıçağı bırakmamış ve kendini savunmuş bir kardeşin var.’ Kesinlikle buradadır ve eminim beni dinliyordur. Sonrasında kardeşimi katlettikten sonra çantasında bulunan kardeşimin telefonunu alıyor, 400 lira parasına bile muhtaç olan bir katil. Sonrasında 3 dakika içerisinde kanlı eşyalarıyla eve gidiyor, o an teyzesi ve kardeşi evdeymiş. Direkt aile suç delillerini yok ediyor, babası suç aletini nehre atıyor, kanlı çamaşırları yıkanıyor. 3 dakika sonra evde olmasına rağmen ailesi kardeşime bir ambulans çağırsaydı, bir müdahale etseydi belki kardeşim şu an yanımızda olacaktı. Hiçbir şekilde müdahale etmiyorlar ve kardeşimin cesedi tam 8 saat boyunca orada kalıyor. Okul bahçesindeki o soğuk betonda ve biz 8 saat bütün Edirneyi sokak sokak tek başımıza aradık. Kaybolduktan tam yarım saat sonra biz kolluk kuvvetlerine başvurduk, kayıp ilanı verdik. Kolluk kuvvetleri de bize soru sordu, dedi ki, ‘Ne kadardır kayıp?’ Biz yarım saat, 40 dakikadır kayıp deyince tabii ki de bizi ciddiye almadılar. Tabii biz kendimiz araştırma yapıyoruz, arkadaşlarını arıyoruz. Sonrasında bir arkadaşı Abla, böyle bir çocuk var, hani peşini bırakacağım diye gitti, bana söylemişti geceden’ deyince bizim haberimiz oluyor ve kolluk kuvvetlerine direkt bunu ifade etmemize rağmen sadece katili telefonla arıyorlar. Hiçbir şekilde eve gidip, evden almak ya da direkt müdahale etme gibi bir durum olmadı ve biz 8 saat bekledik, kardeşimi aradık ve 8 saat sonra acılı haber geldi bize” ifadelerini kullandı.

SİZ ŞİMDİ BUNA NASIL ÇOCUK DİYEBİLİRSİNİZ

Ardından Atlas Çağlayan’ın annesi Gülhan Ünlü konuştu. Ünlü, olay gününde yaşadıklarını anlatarak, “Biz o gece Atlası kaybettik ama bu grup aslında içeride Atlası katletmek için planlar yapmışlar ifadelerde de var, kamera kayıtlarında da var. Zaten o akşam ‘Kavga çıkartalım’ diye kendi aralarında konuşmuşlar, katil bunu zaten açıkça dile getirmiş. Şimdi, ben ‘çocuk’ diyemiyorum bunlara yani benim çocuğumu katleden 15 yaşında da olsa, 13 yaşında da olsa, 12 yaşında da olsa eline o bıçağı alıp sokağa çıkana, orada o planı yapana ‘Sen de çocuksun, senin de bir geleceğin olsun’ diyemiyorum, demek de istemiyorum. Benim çocuğum çocuk değil miydi? Benim çocuğum sağlıkçı olmak istiyordu, belki birçoğunuzu tedavi edecekti benim çocuğum. Şimdi, Atlasın telefonuna bakıyoruz, katilin telefonuna bakıyoruz; Atlasın telefonunda hep iyi şeyler, hep olması gerektiği, yaşının gerektirdiği şeyler, hatta yaşının gerektirdiğinden fazla iyi şeyler var. Katilin telefonuna bakıyoruz, elinde silah, tehdit, TikTok hesaplarında ‘Öyle de yaparız, böyle de yaparız, bu hayatı biz.’ Siz şimdi buna nasıl çocuk diyebilirsiniz? Nasıl çocuk diyebiliriz ki biz buna? Çocuk gibi nasıl yargılayabiliriz? Yavrum benim daha 16 yaşındaydı, 17 yaşında bile değildi, 17 yaşını görmedi, benim çocuğum genç olmadı ya. Genç olmadı, olamayacak! Gidiyorum, bir mezar taşıyla konuşuyorum ya. 5 yıl sonra yanımızdan geçecek, diyecek ki, ‘Yattım, çıktım.’ Nasıl kabul edebiliriz biz bunu? Biz bununla nasıl yaşayabiliriz? Ben sadece duygularımı biraz anlatmak istedim size ama katilin de yaşının olduğunu düşünmüyorum, asla da kabul etmiyorum bunu. Bence 30 yaşında var olan katil de bir can alıyor, 15 yaşında olan katil de can alıyor, bence bunların birbirinden hiç farkı yok. Ben çocuk diye adlandıramıyorum” diye konuştu.

NEDEN ÖLEN ÇOCUĞUN HAKKI SAVUNULMUYOR

Ankaranın Pursaklar ilçesinde bıçaklanarak öldürülen Fatih Alacacının ablası Beyhan Alacacı, “Mahkemede en üst sınır 24 yıl. Yalnız gerekçeli kararda gördüğümüzde 12 yıl verdiler, bu cezanın yatarı da sadece 8 yıl, bunun bir yılı denetimli serbestlik, iki, üç yılı da kapalı cezaevi. Gerekçeli kararda hakim diyor ki, 12 bıçak darbesi canavarca hisle yapılmamıştır. Benim kardeşim bir böbreği eksik girdi mezara, böbreğini aldılar, ince bağırsağına kadar delinmişti, kaburgasını delmişlerdi, böbreklerini delmişlerdi, kanaması o kadar fazlaydı ki bütün hastanedeki kan kardeşime gitti. Benim kardeşim 15 yaşındaydı, siz onun yaşam hakkını aldınız. Tamam, faili koruyorsunuz, mağduru neden korumuyorsunuz ya, niye kimse bunu dile getirmiyor, neden ölen çocuğu kimse korumuyor, neden ölen çocuğun hakkı savunulmuyor, neden hep fail tarafından korunma var? Bakın eğer gerçekten güzel bir sistem kurulursa rehabilite olma ihtimalleri var mı? Olabilir ama şu anki sisteme bakıldığında ben hiçbirinin rehabilite olacağını düşünmüyorum. 15 yaşında 12 bıçak darbesini sokabiliyorsan sen rehabilite olamazsın, sen bu caniliği taşıyorsun. Bir de mesela sürüklenmiş çocuk, neyi sürüklemişler? Sen bakkaldan ekmek çalmadın, sen su çalmadın; sen gittin, bıçağı aldın, planladın, 12 kere bıçak soktun. Burada sürüklenme yok, burada bile isteye öldürmek var. O yüzden şu anda benim talebim tabii ki önce bu yasanın değişmesi ama ben kardeşim için24 yıl istiyorum çünkü hakkı” ifadelerini kullandı.

AİLELERİN CEZA ALMALARINI İSTİYORUZ

Kocaeli’nin İzmit ilçesinde 2022 yılında darp edilerek öldürülen lise öğrencisi Kıvanç Uman’ın annesi Derya Uman, “Bizim ailemiz yok oldu. En ağır şekilde cezaların artmasını, ailelerin de ceza almalarını istiyoruz. Aileler almıyor şu anda ancak almalarını talep ediyoruz. Yani anne-baba olarak çok güzel ebeveynlik yaptık biz, onlar yapmadı, onlar çocuklarını dışarı bıraktılar. Yapmasalardı, bırakmasalardı; çocukları gece üçte, dörtte, beşte sokaktaydı. Ben bakkala bile gönderemedim meleğimi, o kadar pamuklara sardım. Çok başarılı bir çocuktu. Tasarlayarak ve planlayarak yapıldı ve mahkememiz bize çok fazla şey yapmadı, bir keşif olmadı. Ben size soruyorum: tüm evlatlarımızın 2 yıl yattı, çıktı. Şu anda 12 yıla çıkarmaya uğraşıyoruz ama bu benim için yeterli değil. Ben en ağır şekilde müebbet istiyorum. Bakın ben bir şehit kardeşiyim. Ağabeyimi kaybettiğimizde, Vatan sağ olsun dedik, başımız dimdikti, adalet de aramadık. Vatan sağ olsun. Benim 10 oğlum olsaydı, vatanıma 10 çocuğum da feda olsaydı ama bu serserilere benim çocuğum feda olmasın” diye konuştu.

NEDEN MÜEBBET VERİLMİYOR

Çanakkale Bigada bir lisede çıkan kavgada başına aldığı darbe sonucu yaralanan ve halihazırda evde tedavi gören Murat Duha Yıldızın annesi Çiğdem Yıldız, “Biz eskiden çocukluğumuzda bir tartışırdık, döner konuşurduk; bu, çocukluktur. Ancak oğlumun başına gelenler caniliktir. Sadece çocukla yetinilmemesi lazım cezada, çocuk ailenin aynasıdır, çocuğunu nasıl yetiştirirsen sana öyle döner. Haksız mıyım? Diyorum ki: 2 sene sonra evladı çıkacak mı mezardan, 2 sene ceza verilmiş ve 2 sene sonra evladı çıkacak mı, 3 sene sonra evladı çıkacak mı mezardan, niye müebbet verilmiyor? Ben şanslıyım, istediğim zaman görüyorum, yanında yatıyorum, nefesini alıyorum, kokluyorum” dedi.

BEN HALA ÖMER GELECEK DİYE BİR PSİKOLOJİDE YAŞIYORUM

Boluda parkta çıkan kavgada atılan yumruk sonucunda hayatını kaybeden Alperen Ömer Toprakın ablası Nisa Toprak, “Bir komşumuz aradı beni, Ömer haberlere çıktı dedi. Ben o merakla, yoldayken baktığım da benim kardeşimin ismini ilk defa A.Ö.T olarak gördüm. Bilmiyorum, size bir şey ifade ediyor mu bu kısaltma ama bu kısaltmalar genelde ölen kişiler için kullanılıyor. Bu artık bir kalıp gibi yani onu görünce direkt o zaten aklınıza geliyor. Tek duam hastaneye gittim dakikaya kadar, Yok ya, yalan haberdir oldu çünkü ülkemizde yalan haberler de oluyor. Annemin konumu açıktı bende, annem morg tarafına gittiğinde bir koşuşum vardı, hiç unutmuyorum. Ömeri morgda da gördüm. Bu arada, Ömer bir yumrukla vefat etti, Öyle bir yumrukla adam mı ölür? demeyin. Bu arada, karşı taraf da hep bunu söyleyerek adli tıp raporunu birden fazla kez üst mercilere çıkarttı, gönderdi. Yani çok basit bir şey değil o bir yumruk. Ben, Ömerin yanına gittiğimde, Ömerle bizim aramızda şöyle bir sevme şekli vardı, ben Ömerin her zaman burnunu öperdim, fındık burunlu, Ömüşüm derdim. Normalde ölüden, mezardan korkan bir insandım ama orada ben sadece kardeşim uyuyor diye düşündüm, öyle kabul ettim ve hala olayın şokundayım çünkü ben hala Ömerin mantıken öldüğünü biliyorum ama hala gelecek diye bir psikolojide yaşıyorum” değerlendirmesinde bulundu.

KİŞİYE 3-5 SENE DEĞİL 50 SENE VERİN BİR DAHA O BIÇAKLARI ELLERİNE ALABİLECEKLER Mİ?

Ankaranın Keçiören ilçesinde çıkan kavgada hayatını kaybeden Hakan Çakırın babası Şahin Çakır, olay gecesinde polisi ve 112 acil hattını aradıklarını belirterek, “En az 10 sefer telefon açtık, hem kızım arıyor hem komşular arıyor. Bir de 112yi aradığımızda fırça yemeye başladık artık, Tamam, biz göndereceğiz diye bu şekilde karşılık veriyorlardı. Şu anda tutuklu olan, Siz beş dakika içinde göreceksiniz, buraya insan yığacağım, sizin hepinizi delik deşik edeceğim diye tehditler savuruyordu. Sanki herkes orada hazır bekliyormuş gibi önce en önde babası, annesi ve tanımadığımız mahalleden 8-10 çocuk, bunların da hepsi 14-15-16 yaşlarında çocuklar yani bir anda etrafımızı sarıp hepimizi bıçakladılar. Bizim elimizde hiçbir savunma şeyi yok. Ondan sonra, benim içimi en çok yakan olay o gece trafik yokken polisin 40 dakikada gelmesi; sokaklarda, parklarda dolaşan güvenlik, bekçi vesaire onların da olmaması. Büyük oğlum hastanede ölüm kalım savaşı verirken katil zanlılarının yaşları gereği bu SSÇler emniyet güçlerinin elinden hastane kontrolünden kaçıyor. Biz üç gün yattıktan sonra beni hastaneden ellerim kelepçeli bir şekilde alıyorlar. Neymiş? Karşı taraf benden davacıymış. Beni sanık olarak aldılar. Ben hastaneden çıkar çıkmaz oğlumun ölüm haberini alıyorum, onu bile görmeden ellerim kelepçeli karakola gidiyorum, bir gün nezarette kalıyorum, o gece de nezarette kaldım. Ertesi gün savcılığa çıkıp tabii ki bizi gönderdiler. Bir kişiye 3-5 sene değil yaş gözetmeksizin 50 sene verin, bakın, bir daha o bıçakları ellerine alabilecekler mi?” ifadelerini kullandı.

BENİM ÇOCUĞUM ONLARA NE YAPABİLDİ Kİ HUNHARCA BIÇAKLIYORLAR

Küçükçekmece’de motosiklet tamiri tartışmasında arkadaşları tarafından öldürülen Yusuf Demircinin annesi Nazan Demirci, olay günü yaşananları aktararak, “5 saniye içinde çocuğumu iç organlarını 11 yerinden, 9 da dış yerinden olmak üzere katlettiler. Bu dayanılacak bir şey değil. Hastaneye kaldırıldığında benim çocuğum yaşıyordu ve bilinci açıktı. Fakat bize şöyle denildi, Çok küçük bir yarası var. Korkmayın, merak etmeyin, müdahale edip göndereceğiz. İstanbul Çam ve Sakura Hastanesi bize bu bilgiyi verdi. Biz sakin bir şekilde bekliyoruz orada. Benim çocuğum delik deşik olmuş ve benim çocuğumu 5 saat sonra müdahale altına aldılar. 5 saat geçiyor burada ve benim çocuğum hala müşahede altında; 20 yerinden delik deşik olan bir çocuk. İçeri bir girdim, çocuğumdan kan duvarlara fışkırıyor. Ben orada bayılmışım, kendimi tutamıyorum. Siz bana, Küçücük bir yara dediniz ve benim çocuğum orada yalvarmış ablamın kızına, Ben ölmek istemiyorum, beni kurtarın diye. Çok zor dönemler geçirdim, eşim beyin kanaması geçirdi, sağlık durumlarımız iyi değil; eşim, ben ve kızım psikiyatrik tedaviler görüyoruz yani ilaçlarla ayakta zor durabiliyorum inanın. Yaşadığımız hiç kolay bir şey değil. 16 yaşındaki benim çocuğum toprağın altında ve şunu da eklemek istiyorum, cezaevinden boy boy resimler paylaşıp, Benim anam ağlayacağına senin anan ağlasın. Aslanlar gibi. Bu nasıl bir vicdandır? Neticede hiçbir pişmanlık duyulmamış. Bir de benim çocuğum onlara bu kadar ne yapabildi ki hunharca bıçakladılar” diye konuştu.

BİR İNSAN 10 YAŞINDA DA OLSA 100 YAŞINDA DA OLSA ADAM ÖLDÜRÜYORSA KATİLDİR

Gaziantep’te iki grup arasında çıkan kavgada aldığı bıçak darbesi sonrası hayatını kaybeden Eyüp Arıcının annesi Meltem Arıcı, “Eyüp eve dönerken karşı taraf laf atıyor çocuğuma, küfrediyor. Bir daha sizi burada görürsek şöyle böyle yaparız, bilmem ne. Eyüp da dönüyor arkasını, Sen ne diyorsun, biz ne yaptık ki? diyor. Öyle demeye kalmıyor, Eyüpa bir tane yumruk atıyorlar, sonra sarsılıyor ve 7 kişi de üstüne çullanıyor” derken baba Ömer Arıcı ise, “SSÇ başımıza bela, bela. Ben şunu söyleyeyim, özür diliyorum hepinizden, SSÇ diye bir kavram yok. Bir insan 10 yaşında da olsa, 100 yaşında da olsa adam öldürüyorsa o katildir. Bu SSÇ ne? Soruyorum size, ne bu? Çocuk okula gidemiyor. Sabah dokuzda ben okula götürüyorum çocuğumu, saat onda öğretmeni telefon açıyor Ömer Bey, oğlunuz çıkmak istiyor diyor. Oğlum niye çıkıyorsun? diyorum, hüngür hüngür ağlıyor çocuk psikolojik baskıdan. Yedikleri, içtikleri su ayrı gitmiyordu. Bu SSÇyi çözün; yeter, yeter. Şu insanlar niye mağdur olsun ya, hepsinin çocukları toprağın altında ya” dedi.

Haber-Kamera:Aliekber METE-Muhammet BAYRAM/ANKARA,

Son gelişmelerden ilk siz haberdar olmak için bizi takip edin.
Continue Reading
Reklam