Sosyal medyada bizi takip edin

Sağlık

‘Kadınlarda obezite oranı erkeklere göre daha yüksek görülüyor’

Yayınlanma tarihi:

Son gelişmeleri kaçırmamak için Google News sayfamızı takip edin. Butona tıkladıktan sonra açılan sayfanın sağ üst tarafında yer alan yıldızlı "Takip Et" simgesine dokunmanız yeterlidir. Takip Et

Memorial Ankara Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü ve Obezite Cerrahisi Uygulama Merkezi’nden Prof. Dr. Namık Özkan, 4 Mart Dünya Obezite Günü kapsamında obezitenin birçok sağlık sorununa zemin hazırlayan kronik ve ilerleyici bir hastalık olduğunu ifade ederek, değerlendirmelerde bulundu. Prof. Dr. Özkan, “Vücutta yağ oranının anormal derecede artması ile ortaya çıkan obezite, erkeklerde ağırlığın yüzde 15-18’ini, kadınlarda ise yüzde 20-25’ini yağ dokusu oluşturmaktadır. Erkeklerde bu oran yüzde 25’i, kadınlarda yüzde 35’i geçerse, durum obeziteye işaret etmektedir. Obeziteyi sadece fazla kilo olarak görmek büyük bir yanılgıdır. Kalp-damar hastalıklarından diyabete, bazı kanser türlerinden solunum problemlerine kadar birçok ciddi sağlık sorununu beraberinde getirmektedir. Obezite, yaşam süresini kısaltabilen ve yaşam kalitesini belirgin şekilde düşüren bir hastalıktır. Obezite hastalarının değişim kararı almalarında, tıbbi, psikolojik, sosyal, ekonomik ve kişisel motivasyonlar önemli rol oynamaktadır” diye konuştu.

‘KADINLARDA OBEZİTE ERKEKLERE GÖRE DAHA ÇOK GÖRÜLÜYOR’

Türkiye’nin obezite oranları açısından Avrupa’nın üst sıralarında yer aldığını belirten Prof. Dr. Özkan, “Yetişkin nüfusun yarısından fazlası normal kilonun üzerinde. Kadınlarda obezite oranı erkeklere göre daha yüksek görülmektedir. Çocukluk çağı obezitesindeki artış ise gelecekte daha büyük sağlık sorunlarına yol açmaktadır. Çocukluk çağında başlayan obezite, erişkin dönemde diyabet, hipertansiyon ve kalp hastalığı riskini ciddi şekilde artırıyor. Bu nedenle obeziteyle mücadele yalnızca bireysel değil, toplumsal bir sorumluluktur. Obezitenin en önemli etkilerinden biri kalp-damar sistemi üzerinde görülmektedir. Fazla kilo vücutta kronik inflamasyona yol açıyor, bu da damar yapısını bozarak kalp hastalığı riskini artırmaktadır. Vücut kitle indeksindeki her artış, koroner kalp hastalığı riskini anlamlı ölçüde yükseltmektedir. Obez bireylerde kalp yetmezliği, ritim bozuklukları ve hipertansiyon daha sık görülür. Pek çok hasta, ilk kez bir kardiyak olay (göğüs ağrısı, ritim bozukluğu, hipertansiyon krizi) yaşadıktan sonra kilo verme kararını ciddi olarak almaktadır. Kardiyologların ‘hayatınızı kurtarmak için kilo vermeniz gerekiyor’ mesajı, hastalar üzerinde güçlü bir motivasyonel etki yaratmaktadır” dedi.

‘OBEZ BİREYLERDE TİP 2 DİYABET RİSKİ YÜKSEK’

Prof. Dr. Özkan, “Obezite ile Tip 2 diyabet arasında güçlü bir ilişki vardır. Özellikle karın bölgesindeki yağlanma insülin direncini tetiklemektedir. Obez bireylerde Tip 2 diyabet riski normal kilolu bireylere göre kat kat fazladır. Diyabet böbrek yetmezliği, görme kaybı, sinir hasarı ve kalp hastalığı gibi ciddi komplikasyonlara yol açabilir. Vücut ağırlığında sağlanacak yüzde 5-10’luk bir azalma bile kan şekeri kontrolünde belirgin iyileşme sağlamaktadır. Obezite ile diyabet arasındaki bu güçlü bağlantı, pek çok hasta için değişim kararının en somut gerekçesini oluşturmaktadır. Bilimsel çalışmalar obezitenin en az 13 farklı kanser türü için bağımsız risk faktörü olduğunu göstermektedir. Özellikle meme, kolon, rahim, pankreas ve böbrek kanserlerinde risk artışı dikkat çekmektedir. Fazla yağ dokusu yalnızca depolama alanı değildir; hormon ve inflamatuar maddeler üretir. Bu biyolojik ortam, bazı kanser türlerinin gelişimini kolaylaştırabilir. Bu nedenle kilo kontrolü, kanserden korunma stratejisinin de önemli bir parçasıdır” diye konuştu.

‘GÜNLÜK YAŞAM KALİTESİ DÜŞÜYOR’

Obezitenin yalnızca iç organları değil, kas-iskelet sistemini de olumsuz etkilediğini ifade eden Prof. Dr. Özkan, “Diz ve kalça eklemlerine binen yük artmakta, bu da erken eklem aşınmasına yol açmaktadır. Her fazla kilo, özellikle diz eklemlerine yürüyüş sırasında katlanarak yük bindirir. Bu durum merdiven çıkmada zorlanma, çabuk yorulma ve kronik ağrılarla sonuçlanır. Hastalar sıklıkla ‘çocuğumla koşamıyorum’ ya da ‘gün sonunda tükenmiş hissediyorum’ diyerek başvuruyor. Ayrıca obstrüktif uyku apnesi de obez bireylerde sık görülmekte, gece boyunca tekrarlayan nefes durmaları kalp sağlığı açısından ciddi risk oluşturmaktadır” ifadelerini kullandı.

‘PSİKOLOJİK ETKİLER GÖZ ARDI EDİLMEMELİ’

Obezitenin ruh sağlığı üzerinde de önemli etkileri olduğunu belirten Prof. Dr. Özkan, sözlerini şöyle tamamladı:

“Beden algısı bozulması, özgüven kaybı, depresyon ve anksiyete riskini artırmaktadır. Obezite çoğu zaman bireyin sosyal yaşamını da kısıtlar. Ancak burada en önemli nokta, suçlayıcı bir yaklaşım yerine destekleyici bir anlayış benimsemektir. Obezite irade zayıflığı değil, çok faktörlü bir hastalıktır. Psikologlar, motivasyonun içsel (intrinsik) ve dışsal (ekstrinsik) kaynaklarını ayrıştırmanın önemini vurgulamaktadır. Kendini daha iyi hissetmek, sağlıklı olmak, hareket özgürlüğü kazanmak, başkalarının onayı, toplumsal beklentiler kısa vadede güçlü ama uzun vadede kırılgan olabilir. Tedavi başarısının anahtarı, hastanın motivasyon profilini doğru analiz etmek ve içsel motivasyonu güçlendirmektir. Obeziteyle mücadele radikal ve kısa süreli çözümler yerine sürdürülebilir yaşam tarzı değişiklikleriyle mümkündür. Dengeli beslenme, düzenli fiziksel aktivite, yeterli uyku ve stres yönetimi obeziteyle mücadelenin temel taşlarıdır. Yüzde 5-10’luk bir kilo kaybı bile tansiyon, kan şekeri ve kolesterol üzerinde anlamlı iyileşme sağlar. Önemli olan mükemmel olmak değil, istikrarlı olmaktır. 4 Mart Dünya Obezite Günü dolayısıyla toplumsal farkındalığın artırılması gerekmektedir. Obezite tedavi edilebilir bir hastalıktır. Ancak bunun için önce farkındalık gerekir. Amacımız estetik değil; sağlıklı, aktif ve kaliteli bir yaşamdır. Her birey küçük ama kararlı adımlarla sağlığına yatırım yapabilir. Başlamak için asla geç değildir.”

Son gelişmelerden ilk siz haberdar olmak için bizi takip edin.
Continue Reading
Reklam