Sosyal medyada bizi takip edin

Türkiye

7 Ekim saldırılarının üzerinden 1 yıl geçti…’Büyük bir katliama şahitlik ediyoruz’

Yayınlanma tarihi:

Son gelişmeleri kaçırmamak için Google News sayfamızı takip edin. Butona tıkladıktan sonra açılan sayfanın sağ üst tarafında yer alan yıldızlı "Takip Et" simgesine dokunmanız yeterlidir. Takip Et

Prof. Dr. Yesevi, “Filistin toprakları; Batı Şeria, Doğu Kudüs ve Gazze Şeridinden oluşur. 1988de Filistin devleti ilan edildi ve bugün Birleşmiş Milletlere üye 193 devletten 146sı tarafından tanınmaktadır. Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda, 29 Kasım 2012de üye olmayan gözlemci devlet statüsü kazanmıştır. Ancak Filistin devletinin topraksal bütünlüğü sorunludur. Gazze Şeridinde Hamas ve Batı Şeriada Filistin Yönetiminin kontrolü söz konusudur. Batı Şeria; A, B ve C bölgelerine bölünmüştür ve İsrail kontrolü devam etmektedir. Filistine ait bölgelerde, İsrailin teşvik ettiği Yahudi yerleşimleriyle demografik yapı, bozulmuştur. İsrail iki devletli çözümü kabul etmemiştir. 1948 sonrası Filistinliler, topraklarının yüzde 22sine sıkıştılar ve 1967den sonra daha fazla hak talep edemediler ancak şimdi yasadışı yerleşimcilerle kontrol alanları yüzde 18e düştü.7 Ekimde Hamasın silahlı kanadı El Kassam Tugayları önce roketlerle, sonra sınırı aşarak saldırılarda bulundu, bin 200 İsrailli öldü. Ardından başlayan İsrail saldırılarında ise Filistinlilerin can kaybı her gün artıyor. Bu yazının yazıldığı gün ölen Filistinli sayısı 41 bin 825ti. Bunun 17 bininin çocuk, 11 binden fazlasının kadın olduğunu belirtmeliyim” diye konuştu.

BÖLGEDE SAVAŞ YAYILDI

7 Ekimin ardından yaşanan süreci Büyük bir katliama şahitlik ediyoruz şeklinde tarif eden Prof. Dr. Çağla Gül Yesevi, İsrailin bir yıl içindeki eylemleri hakkında şunları söyledi:

“İsrail, savaş hukukunu, uluslararası hukuku, insancıl hukuku çiğniyor. Siviller öldürülüyor, Filistinliler açlık, yoklukla imtihan ediliyorlar. İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant, Gazzeye tam abluka uygulayacaklarını, şu sözlerle ifade etmişti: “Elektrik, yiyecek, yakıt olmayacak, her şey kapalı olacak”. Filistinliler için kaçacak hiçbir yer yok ve bombalar altından her gün öldürülüyorlar. Gazzede kayıp, anne-babaları ölmüş, refakatsiz çocuklar var. İsrail bombardımanı ile evler, ana okulları, okullar, hastaneler, camiler, medya kuruluşları, mülteci kampları vuruldu. Barışın koruyucusu Birleşmiş Milletlerin ofisleri vuruldu, görevlileri öldürüldü. Medyanın özgürlüğü umursanmadı, medya mensupları da vuruldu. İsrail saldırıları Gazze ile sınırlı kalmadı. İsrail; Batı Şeria, Yemen, Suriye ve Lübnana da saldırıda bulundu İran, vekil güçleriyle, bu sürece aktif olarak katılıyor. İsrailin Şamdaki İran Büyükelçiliğini vurması, İsmail Haniye ve Hasan Nasrallah suikastları, 13 Nisan ve 1 Ekim 2024te İranın İsraile roketler ve kamikaze SİHAlarla müdahalesi sonucu doğurdu. Bölgede savaş yayılıyor, İsrail, Hizbullahı havadan bombalıyor.”

ABDNİN SİVİL ÖLÜMLERE DUR DEMESİ GEREKİYOR

İslam ülkelerinin geçtiğimiz bir yılda yaşanan savaşın ardından yaklaşımlarını ise Prof. Dr. Yesevi şöyle özetledi:

“Hamasın 7 Ekim saldırılarının çok ciddi sonuçları oldu. Ardından gelen İsrail saldırıları, Filistinlilerin bir kez daha evlerini terk etmek zorunda kalmalarına, yaşadıkları yerlerin yok olmasına ve on binlerce can kaybına neden oldu. Filistin, uzun yıllar Arap-İsrail çatışmasının ana gündemiydi. Bu kapsamda birçok Arap-İsrail savaşı gerçekleşti. Ancak özellikle 2020 İbrahim Antlaşmalarıyla Filistin konusu üzerindeki bu ortaklık kayboldu. Filistin yalnızlaştı; Körfez ülkeleri ve Suudi Arabistan, İsraile ilişkilerini normalleştirme yoluna gittiler. Netanyahunun lütuf haritası, önemli bir gösterge. İslam alemi bu anlamda, Filistinin arkasında tek vücut, tek ses değil; devletler, milli çıkarlarına göre hareket ediyor. Türkiye ve İran meseleyi sahiplenmiş durumdalar. Barış için Katar ve Mısırın çabaları oldu. Ancak etkili olamadılar. Bu sorunun çözülebilmesi için ABDnin sivil ölümlere dur demesi gerekiyor. Bu yönde bir inisiyatif alınmadıkça barışın gelmesi olası değil. En değerli katkının Güney Afrikadan geldiğini de vurgulamalıyım. Güney Afrika Cumhuriyeti, Filistin halkına soykırım yaptığı gerekçesiyle İsrail hakkında Uluslararası Adalet Divanında dava açtı, bu davaya Türkiye de müdahil olma talebinde bulundu.”

BMNİN KARARLARI TAVSİYE NİTELİĞİNDE

Birleşmiş Güvenlik Konseyinin sorunlu yapısı; daimi beş üyenin veto hakkının bulunması, İsrailin kural tanımaz, zalim tavrına göz yumulmasına neden olduğunu kaydeden Prof. Dr. Yesevi, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda, Eylül 2024te, İsrailin Gazze ve Batı Şeriadaki hukuksuz varlığına 1 yıl içinde son vermesini talep eden bir karar tasarısı kabul edildiğini ancak Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda alınan kararların tavsiye niteliğinde olduğunu ve bağlayıcılığı bulunmadığını belirtti. Prof. Dr. Yesevi, Birleşmiş Milletlerin geçtiğimiz bir yıl içinde süreci ele alışını şöyle özetledi:

“Silahlı saldırıya maruz kalan bir devletin, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi harekete geçinceye kadar, savunma hakkı vardır. Ancak İsrail, ölçüsüz, oransız ve kuralsız güç kullanımı uyguladı. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin aldığı acil ateşkes kararını hiçe saydı. Savaş hukukuna göre, İsrailin gereksiz acı ve ıstırap verecek davranışlardan kaçınması, esirlere, hasta ve yaralılara, sivil halka insanca davranması ve barışın tesisi için uğraşması zorunluluklarıydı. Ancak bunların hiçbirini önemsemedi. Birleşmiş Güvenlik Konseyinin sorunlu yapısı ve daimi beş üyenin veto hakkının bulunması, İsrailin kural tanımaz, zalim tavrına göz yumulmasına neden oldu. Uluslararası Adalet Divanı, Temmuz 2024te İsrailin Batı Şeria, Doğu Kudüs ve Gazze Şeridini işgalinin yasadışı olduğunu ve en kısa sürede sona erdirilmesi gerektiğine dair bir danışma görüşü verdi. Buna göre, İsrail, işgalci bir güç olarak konumunu sürekli kötüye kullanmıştır. Filistinlilere verdiği zararı telafi etmesi, tüm yeni Yahudi yerleşim faaliyetlerini durdurması ve tüm yerleşimcileri Batı Şeria ve Doğu Kudüsten tahliye etme yükümlülüğü bulunmaktadır. Ancak bu kararlar, İsrail için bir şey ifade etmiyor.”

SORUMLU YAYINCILIK ÇOK ÖNEMLİ

İsrail-Filistin arasındaki savaş sürecindeki sosyal medya içeriklerini ve rolünü de değerlendiren Prof. Dr. Yesevi, canlı yayında katliama şahitlik edildiğine dikkati çekerek İsrailin savunma hakkının bugün bile vurgulandığı, İsrail liderinin alkışlandığı görüntülerin defalarca izlendiğini belirtti. Filistin bayrağının yasaklandığı, paylaşımların engellendiği bir haberciliğin söz konusu olduğunu belirten Prof. Dr. Yesevi, “En tehlikelisi de medya, yeni bir saldırıyı dört gözle bekler nitelikte yayıncılık yapıyor. İsrail ne zaman saldıracak? İranın karşı saldırısı ne zaman? başlıkları ekranları dolduruyor. İsrailin saldırılarını sürekli ön plana çıkartmak, var olandan daha güçlü bir devlet imajı elde etmesine neden oluyor. Teolojik açıklamalar, kutsal dini metinlere atıflar ve arz-ı mevud haritalarının kullanılması tedirginlik yaratıyor. Bu anlamda sorumlu yayıncılık çok değerli; medya sadece haberi sunmuyor, aynı zamanda haberi ve dünyayı inşa ediyor” dedi.

Son gelişmelerden ilk siz haberdar olmak için bizi takip edin.
Continue Reading
Reklam
Yorum yapmak için tıkla

Yorum Yapın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir